Hayıflandıklarımız ve Hatırlamadıklarımız
[Spoiler içerir] Hazel‘in kitabına karşılık, Agustus da ona bir kitap önerir: Şafağın Bedeli.

O da kitabı hakkında kısa açıklamada bulunur; Onur, fedakarlık ve cesaretle ilgilidir. Ana konusu Kaderini kabullenmek ve Dünyaya bir iz bırakmak hakkındadır.

Kabullenmek..
Çoğu zaman, çoğumuz; elimizde olandan çok elimizde olmayanın daha çok farkında oluyoruz. Kulağımızın var olduğunu -şimdi- ondan bahsedince veya ağrıyınca hatırlıyoruz..
Ya da
Yer yüzüne düşen ilk SU damlalarının şemsiyeciye dönüştüğünü biliyoruz 🙂 ama Titan’da metan, Venüs’te sülfürik asit yağmurları olduğunu unutuyoruz..

Elimizde niye nükleer deniz altı yok diyerek yıllarımızı hayıflanarak geçirmek yerine, elimizdeki yelkenliyi kabullenip bununla harekete başlasak, yerinde saymaktan çok daha fazla yol almış oluruz..

Dünyaya İz Bırakmak..
Her defasında anmaktan ve izlemekten keyif aldığım bir reklam var. Şimdi burada da bahsetmesem olmaz.

Yine bir pazartesi.
Birbirini taklit eden günlere aynı şekilde başlama vakti.

Bugün kesinlikle arabayı çarpmayacaktın. Dün de, önceki gün de..
Kesinlikle.

Her gün açık, hep iki şekerli..
“Her zamankinden olmasın lütfen” diyebilmek isterdin değil mi?

Farkında olmadan gün bitti yine.
Aynı kanepede, aynı saatte.
İşin kötüsü, bir haftadır aynı sayfada.

İşte bu senin hayatın.
Biraz uzaktan bakınca geride bıraktığın iz, bu kadar aslında..

 

Ölmemiş insan, yaşıyor sayılır mı? sorusunu, her günü reklamdaki gibi geçen birisi için sorsak, nasıl bir cevap alırız acaba? Hafta sonları?

Reklamdaki sahile bırakılmış izler harika. Bununla birlikte her tür alandan olabilecek bir eser bırakmak da önemlidir. Bi tablo, bi heykel, bi beste, bi film, bi söz, bi yazı, bi yazılım, bi icat, bi icraat, bi dernek, bi vakıf..
Bu bağlamda face’de like’a basmak ile steemit’te yazı yazmak arasında dağlar kadar fark olduğunu bir kere daha belirtmek gerek.

Kahramanımız Agustus da bir iz bırakmak istemektedir. Burada filmin önceki sahnesine bir atıf da var aslında; tanıştıkları destek grubundaki konuşmasında Agustus, en büyük korkusunun unutulmak olduğundan bahsetmişti. Şimdi de dünyaya iz bırakmaktan bahsetmekte. Görüyoruz ki yazar John Green; kitabının kahramanları için kurguladığı karakter özelliklerini, çorbadaki tuz misali eserin her yerine ince ince sindirmiş.

 

Hazel, kendisi için farklı bir türdeki kitabı okumaya başlar. Bu arada filmde en fazla 20 saniye süren bir Uçuk  diyaloğu yaşanır.

Bu yirmi saniye içine 12000 yıllık hikayeler ve son 20 yılın tavan yapmış cinayetleri sığdırılabilir :/

Cennet Annelerin Ayakları Altında olabilir belki ama biri çıkıp “Cehennem Annelerin Dili Üzerindedir” dese çok da şaşırmam hani..


Görsel, Film görselleri The Fault in Our Stars

This article has 1 comment

  1. Pingback: Hayatın Ortası Neresi? | MuratTatar.xyz

Leave a Comment