Gezegen Mühendisi Aranıyor #1

Bunlar hep Yunan soyundan…

İçlerinde Ermeni asıllılar var, işi karıştıran asıl onlar..

Akşam haberlerde gördün di mi? Yeni hava limanı yapılacak diye Merkel nasıl da titriyordu..

Çekemiyorlar abi bizi, bu olanlar hep bu yüzden..

Osmanlı bunlara nasıl davrandı, onlar Türkiye’ye şimdi nasıl davranıyorlar, nankör bunlar..

Avrupa birliği dua etsin, biz onlar gibi değiliz çoluklarına çocuklarına merhamet ediyoruz da gıda ürünleri vermeye devam ediyoruz..

 


lucifer-666

Bir

Bugüne kadar hiç bir Yunanistan vatandaşı ile tanışmadım. Ne bana ne de tanıdığım birisine tokat dahi atan bir Yunan olmadı, duymadım. Fakat ilk okula giderken köpek ısırmasından çok Yunan Gavurundan korkardım.. Üstelik gittiğim o okulda hiç de Yunan olmayan pekala Türk hocalar, tokatın alasını attılar. Hatta Din kültürü hocaları, kız erkek demeden küçücük ellerimizde hunharca Cetvel parçalamaya çalışırdı.

Bi zihin deneyi yapalım;
Bi Alman, bi İngiliz, bi Fransız, bi Yunan, bi Ermeni, bi Türk, bi Kürt, bi Japon, bi Amerikan çocuğu alıp aynı okula yazdırsak. Hiç tarih ve siyaset gibi dersler okumasalar.. Bir birlerine düşman olurlar mı?

Tarih, sözüm ona okumuş devlete amir olmuşların; dedeleri savaştı diye cahilce sürdürdükleri bir kan davasından ibaret.

 

İki

Osmanlı hazinesi savaş ganimetleriyle dolmuştu.. derken bu nasıl olmuştu?
Savaş ganimeti ne demektir? Fetih(?)Savaş bölgesindeki halk, “Hoş geldin Osmancım, altınlarımız, kadınlarımız ve çocuklarımızdan dilediğinizi alabilirsiniz” demiş ve hazine bu şekilde mi dolmuştur?
Onlar Ege’yi almaya geldiler diye yıllardır anlatıyorsun, bu kötü de sen 14 defa Viyana’yı almaya gidiyorsun bu cici mi? Birileri tarladan geçerken yediği üzümün parası dala assa ama aynı zamanda bütün ülkene, yerine yurduna el koysa ayağa kalıp alkışlayacak mısın?

 

Üç

Avrupa ülkelerinin toplam ithalatında, Türkiye’nin payı %4
Evet sadece %4, yazıyla: yüzde dört.

Avrupa’nın bu %4’lük ithalatı, Türkiye’nin ihracatının ~50%‘sini oluşturuyor.

Bi şekilde sabrını taşırsalar ve  Türkiye Avrupa’ya restini çekse.. ” kardeşim size 1 iğne dahi vermeyeceğim, sizden de 1 çivi dahi almayacağım “ dese.. Azıcık düşün bakalım; bu olayı gören Ekonomi ve Matematik kendilerini yere atıp, kaç dakika boyunca kahkahaya boğulur..

 


 

Shire, Caprica, Dune, Pandora.. hangi Fantazya’da yaşıyorsun bilmiyorum ama çoktan bir kaç çağ birden atlamış olan Günümüz Dünyasına da uğraman lazım. Ki, okuyup anlayasın ve ona göre adım atabilesin..

devam edecek..

// Başlık görseli

Steem Guess Test Yayınında!

6 Aylık sürecin sonunda Steem Guess nihayet test yayınında!

Block zincirine yazma ve okuma, SSL, eş zamanlı çalışma, steem connect tokenları, çerezler, jquery atraksiyonları, mantıksal sınamalar ve elbetteki css/photoshop eksenli tasarımlar.. nihayetinde hepsi birleşip SteemGuess.com oldu.

Yarın bir başkası da benzer yollardan geçmek isterse diye; zaman zaman bahsi geçen konulardan bazılarını akışımda/sitemde misafir etmemin sebebi de buydu aslında. Tek tek bakınca bir birinden kopuk ögeler gibi dursa da bu tür bir işe niyet eden birisi için yoldaki ışıklı taşlardan olabilir.


görsel

Bu süreçte; finalde ortaya çıkmasını istediğimiz işin güzelliği umudu ve 24 saatlik zamanı öylece T=T0(1-v2/c2) formülünü yazıp bükemediğimiz için yazı ve yorumlarımın sayısında bir takım düşmeler olduğunu kabul ediyorum.

Fakat şükür ki bu kayıplara karşılık, Steem Guess için public beta aşamasına gelebildik.


 

Steem Guess Ne ki?

Yeğenim Rıdvan ile birlikte geliştirdiğimiz,
Bitcoin fiyatını tahmin yarışması.

Ama kuru kuruya değil; kazanan, kaybedenlerden tatlısını alır modunda 

Sistem –UTC saatine göre- her 4 saat saatte bir otomatik turnuva düzenliyor. Bitcoin fiyatını tahmin etmek isteyen herkes, seçtiği zaman(lar)a ait tahminlerini girerek tura katılıyor.
İlgili saat geldiğinde, en yakın tahminde bulunan kişi turu kazanıyor.

Her tahmin Steem Block Zincirine yazılıyor. Kazananı belirlemek için de yine Block Zincirinden okuma yapılıyor. Yani SteemGuess’e ait merkezi bir veri tabanı yok.

Bitcoin fiyatı ise bağımsız ve halka açık başka bir kaynak olan BitFinex üzerinden alınıyor.


 

görsel


Notlar:

— 8511.44 tahmini, beta süreci boyunca sadece görsel (html) olarak orada. Herhangi bir tura katılımı yok.

— Örnek:
Saat 16:00 için
Azra’nın tahmini 12500.50
Esra’nın tahmini 13222.44
Berk’in tahmini 14567.89
Jane’in tahmini 12345.67
Nuri’nin tahmini 12990.00
Heri’nin tahmini 14200.14

Bu kişiler, *En geç* saat 15:00’e kadar bu tahminlerini yazıp tura katılabilirler.
Saat 16:00 olduğunda sistem BitFinex’teki Bitcoin fiyatını okur ve diyelim ki fiyat 13220.15 olmuş.

Bu durumda sistem 2 SBD ile turnuvaya katılan Esra’ya 10.20 SBD ‘lik ödülünü gönderir. (2 x 6 x 0.85 //evet %15 SteemGuess’e kalıyor)

— Aklımızdaki turnuvaya katılım bedeli 2 SBD ancak şu anda tr içinde biz bize 😉 test ederken 0.20 SBD

— Şimdiden geçmişe doğru cüzdanda görebileceğiniz isimler qbdp, sgtest, ayhan, murat, ünver(ler).. ve işlemlerin hepsi, işleyişi test için.

— Beta süreci ve sonrasında da elbette manuel kontrollerimiz de olacak

— Evet, Popup ortalama, buton kenarı yuvarlama, font büyüklüğü ve benzeri ufak tefek yapılacak şeyler var

— Şimdiden rekabetçi ve eğlenceli başka kullanım modellerimiz de mevcut ancak önce hali hazırdaki durumun pişmesi daha sağlıklı geliyor.

— “En iyi eforu sarf etme” sözü vererek, varsa kritik öneme sahip eleştirilere açığız.

— Sistem gayet sade ama yine de tutorial ve video açıklamalar da gelecek.

— “Hemen yapalım” sözü vermemekle birlikte, her türlü öneriye açığız.


kapak görseli
Genel olarak ne dersiniz? Sizce nasıl olmuş?
İngilizce tanıtımlar sonrası global Steemit topluğunda makul bir dönüş alır mı?

 

Gelecek Gelirken: Yukarı bak çocuk! Ve Toprağı gör.

Şu anda yazarken yeni tanıştığım bir ismi dinliyorum: Lauren Daigle.
Daha duyar duymaz Adele hissiyatı uyandırıyor bu da yetmezmiş gibi bazı yerlerde rahmetli Amy Winehouse, Lauren’in beninde canlanmış, küçük kısımlar söylüyormuş gibi oluyor. Üstüne bir de doğallık eklenmiş ki benim gayet hoşuma gitti. Loop’a aldım 😉

 


Konun kapak resmi, Lauren’‘ın Look Up Child albümünün kapağı. İngilizcede, çok kullanılan kelimelerle ilgili pek çok deyim oluyor umarım “bakmak-aramak” dışında ekstra bir deyime/manaya denk gelmiyordur ama öyleyse bile yine de “Hey Çocuk, Yukarı Bak” manasında anlamak istiyorum 🙂

Yukarı bak çocuk! Ve Toprağı gör.

Şimdilerde popüler hale gelen/getirilen STEM ile ilgili çekincelerimi belirtmiştim.
Para ve Devlet #3: STEM de Nereden Çıktı?
Hükümranların level atlamış köleleri olmak için çalışmanın-çalışmamanın ne olduğunun-olmadığının farkında isek, geleceğin gök yüzü kadar, toprakta da olduğunu görüp bunu hakkıyla idrak etmeli ve yeni nesilleri buna donanımlı hazırlamalıyız.

Hiç uzağa gitmeden 1 mm yakınımda birisi var 🙂 Elma toplayan drone ve tarladaki ürünleri parazit bitkilerden kurtarmak gibi konulara yarı fantezi yarı ciddi kafa yoruyor. Dünyanın nüfusu düşünüldüğünde, böyle şeyleri düşünmek gerektiği sanki daha çok gün yüzüne çıkıyor.

Amerika keşfedildiği zamanlarda, bütün dünya üzerinde, yaklaşık Amerika’nın şimdiki nüfusu kadar insan yaşıyormuş.

Her geçen gün, dünya genelinde ortalama nüfus artış hızı düşüyor. Ama bununla birlikte, takdir edersiniz ki 300 milyon’un yüzde 3’ü ile  7 milyarın yüzde 1’i hayli farklı.

 

 

Farklı farklı onlarca kuruluşun, gelecekteki dünya nüfusunun ne olabileceğine dair projeksiyonları var. Nükleer savaş gibi ütopik değişkenleri devre dışı bırakırsak hemen hepsi benzer şeyler öngörüyor.

Şimdi kaç yaşında olduğunuzu düşün. Ve göz açıp kapayıncaya kadar bu kadar yılın çoktan geçmiş olduğunu. Ve bir sonraki göz açıp kapamamızda takvimler rahatlıkla 2040-2050’yi gösteriyor olacak.

Zihinlerimizi kaçırmaya çalışmadan bu zamanlara bakış atmak, en azından bakış atmaya çalışmak güzel olabilir. En azından devir teslim yapacağımız yeni kuşak için faydalı olabilir.

Yazının başından bu satıra gelene kadar dünyanın nüfusu yaklaşık 2 bin arttı ve yine yaklaşık olarak  7,701,800,069 kişi olduk.

 

 

2050‘li yıllar geldiğimizde ise dünya nüfusu 9.7 Milyar olacak.

Belki kendi hayatlarımızın son bölümlerini yaşıyor olacağız ama çocuklarımız ve torunlarımız için 2050 gayet “hayatın ortasında” bi yıl olacak..

İyi ama 2050’de onca nüfus ne yiyecek?

 


Devam edecek..

Kaynak & Görseller

Bitcoin’de 6500 Dolar’ın önemi

Bitcoin’de 6500$ sınırı önemli.

Neden böyle söylediğimi temellendirmek için ve bütünlük arz etmesi açısından önceki yazılara bir göz atalım.
// görsel

Kendime Güzelleme 🙂

12 Kasım 2018 tarihinde, şöyle bir yazı kaleme almışım:
Bitcoin: 18 Aralık, 28 Ocak, 28 Şubat

İddiam oymuş ki; Bir yıldır devam eden mahalle baskısı azalacak ve  bu tarihlerde Bitcoin’de toparlama olacak.

Halep orada ise arşın burada 😉

 

Alt eksene dikkat edilecek olursa, Tarih kısmı burada yer alıyor. Yazıdan itibaren 5 hafta boyunca düşen Bitcoin takvimler tamda yazıdaki tarihi gösterdiğinde, diplere gidişini durdurup, havuzun tabanında ayağını vurarak yukarı doğru zıplayışa geçmiş.

Aynı yazıda geçen 28 Ocak Tarihini de arşınlayalım 😉

Takvimler 28 Ocağı gösterdiğinde,
18 Kasım’daki yükseliş hareketine gelen tepkinin durma noktası olduğu görülüyor. (ölçmedim ama kuvvetle muhtemel ki, önceki yükseliş hareketinin altın oran seviyelerinden birisine denk geliyor olabilir)
Bu seviye aynı zamanda hem Bollinger bandının hem de Çanak formasyonun yatay tabanını oluşturuyor.


28 Şubat

 

Hafızalarımız da hala hoş olamayan şeyler çağrıştıran bu tarihte biraz geç kalmışım. Zira beklemiş olduğum pozitif toparlama tahminimden 10 gün önce gerçekleşmiş.
// ne beceriksiz teknik analiz bu böyle.. haha :))

Bu tarihte şöyle önemli bir olay daha gerçekleşmiş: Günlük fiyatlar, 50 günlük ortalamayı geçmiş. 10 gün sonra da bu yukarı kesmenin onayı gelmiş 😉


23 Şubat 2019
Tarihli,
Kısaca Bitcoin: 25-50-100
yazısında ise şöyle demişim:

Yakın zamandaki 50-100 (Mor-Pembe) kesişmesi
önümüzdeki günler için güzel bir hava tahmini sunabilir 😉

 

Burada ek bir açıklamaya sanırım pek gerek yok.

Hadi bir de son olarak 15 Mart Tarihinde ne dediğime bakayım:
Bitcoin’de yeni dalga gelebilir, Koşullu Emirler hazır olsun

asdxlrwuiqre :))
daha ben sana ne diyim müdür?

// ne zamandır random gülme yapmadığımı fark ettim, özlemişim  

Bugüne gelmeden önce bi tane daha Bitcoin yazısı, klavyemden çıkıp steem witness’larının hard disklerine geçmiş ama onu da “Çanak Yüksekliği Gerçekleşti” konulu gelecek zamandaki bir yazıya bırakalım 😉

Görüleceği üzere, önceki yazılardan yola çıkarak şu tür sorulara;

Düşüş devam ediyor mu yoksa bitti mi?
Dip görüldü ve yükseliş başlayacak mı?
Grafikler ne diyor?

artık olumlu yanıtlar verebiliriz. Evet, önceki aylara kıyasla Bitcoin’in ayağı yere daha sağlam basıyor.

O halde acelecilikle şu soruyu soralım: Yeni bir Koşu başlar mı?

Şizofren tadında 🙂 kendi sorduğum soruya kendim yanıt vereyim: Bu bir engelli koşu ve önümüzdeki engellere göre konuşmak lazım.

Peki engeller neler?

// @tahirozgen hocam yetiş, bu diyalog?monolog?monodiyalog nereye gidiyor böyle 🙂

Bazı noktalarda düşüşler başlamış ki, yukarıda bahsi geçen fren noktaları, dipler, toparlama seviyeleri ve benzerleri varlar. Önümüzdeki engeller işte bu noktalar. Yeniden grafiğimizi açıp zoom out yapalım..

Bursa’ya kayak tatiline gittiniz ve 10 gün piyasadan uzak kaldınız diyelim.. Stop Loss ve Koşullu Emirler girmediyseniz, tatil dönüşü paranız pek ala yarısına düşmüş olabilir.

Piyasaların üstüne çığın düştüğü noktanın adı: 6500

Bitcoin, koşuya çıkacaksa önce 6500 seviyesini anlamlı ve teyitli bir şekilde aşmalı.
// Bu arada; Fincan’ın son kısmı da buralara denk geliyor 😉

6500 güzel bir şekilde aşılabilirse;
Fincanın yükseliği h= 6500-3250 = 3250
Fincan + 3250 = 9750
gibi hesapları daha emin bir şekilde yapmaya başlayabiliriz.

// Tam 6500’e dokunduğu günlerde Türev piyasalardan biri daha (örn. Bakkt) açılır ve 6500’e ilk dokunuşun aşağıya tepkisini oluşturursa, şok edici şekilde şaşırtıcı ama beklenen bir kehanet gerçekleşebilir. Olası aksiliklere karşı Koşullu Emir her zaman candır 😉

Burada anılan hiç bir şey, Yatırım Tavsiyesi Değildir.
Yapacak Olduğunuz Her Türlü İşlemin Sorumluluğu, Kendinize Aittir.

Gelecek Gelirken: Start day / Başlangıç günü

(Daha ilk cümleyi yazmaya başlarken, sanki açmış da canım Carl’s Jr.’dan  BBQ çekmiş gibi, Terminator izleyip öyle yazasım geldi 🙂 Fakat ki o kadar zaman lüksüm yok.)

Görsel


Mesele Enigma‘ya ve Alan Turing‘in “Makinalar Düşünebilir mi?” yahut “Turing Testi“‘ne kadar götürülebilir. Ancak biraz daha kitabın ortasını okuyacağım.

Önceki yazıda That Day diye adlandırdığım bir gün vardı. Benzer şekilde, isimlendirdiğim bir gün daha var:
Start Day.

 

IBM: Ne içerdi bilmiyorum ama “Eruzum’da İyigören soy isimli bir aile varmış. Çok zeki bir çocukları varmış. Bunu yurt dışından çağırmışlar, gel zaman git zaman bu çocuk IBM (“İyi gören Bilgisayar Merkezi”) isminde bir firma kurmuş”.. şeklinde bir masal anlatırdı lisedeki matematik hocalarından birisi.. )

1950‘ler..
Bilgisayarda Satranç hesapları, IBM çalışanlarının ilgisini çekmeye başlar.

Yıl 1985.
Carnegie Mellon Üniversitesinden Feng-hsiung Hsu, tez konusu olarak “Chip Test” adıyla Satranç Oynama Makinası üzerine çalışmaya başlar. Bir süre sonra sınıf arkadaşı Murray Campbell da proje üzerinde çalışmaya başlar ve Deep Thought/Derin Düşünce fikri şekillenmeye başlarlar.

Yıl 1989.
İkili IBM’in Araştırma departmanında işe başlar. Mevcut IBM kadrosundaki Joe Hoane, Jerry Brody and Chung-Jen Tan‘ın da katıldığı bir ekip kurulur. Ve yeni ekip projeyi (ve işlemleri yapacak süper bilgisayarı) Deep Blue olarak isimlendirir.

Yıl 1996.
-Youtuber’lardan çok önce- Big Challange! Deep Blue, dünya Satranç Şampiyonu Garry Kasparov’a meydan okur. Maçlar yapılır. Kasparov kazanır, Deep Blue kaybeder.

[Bu arada, bu nasıl güzel bir AR-GE mezhebidir ki; 7 Yıl boyunca “Sen yeter ki Araştır ve Geliştir” deyip, donamım ve personel imkanı sunmanın yanında üstüne her ay dolarla para veriyorlar]

Yıl 1997.
Rövanş. İzleyicilerin hazır bulunduğu küçük bir televizyon stüdyosunda, kameralar çalışmaya başlar. 500+ kişilik taşan kalabalık tiyatro koltuklarında konuşlanmıştır. İlk maçı Kasparov kazanır. Fakat toplam 6 maçlık oyunun nihayi  kazananı Deep Blue olur.

 

 

Makinaların yükselişinde, çok önemli bir kale alınmıştır. Buharlı makinaların çok ötesine geçmiş olan Dijital devrim, insanların zapt ettiği bir kaleyi fethetmiş, göndere 1 ve 0 dan oluşan bayrağını dikmiştir.

Belki de bizim kuşağımız için denilebilir ki; Gelecek, o gün başlamıştır.
11 Mayıs 1997

Bitcoin’de Altın Çanak Formasyonu

Öncelikle: Literatürde “Altın Çanak” diye bir terim yok.

Ama “Çanak Formasyonu” var. Ve de formasyonlardan bağımsız Altın Kesişme / Golden Cross var.

Golden Cross: 50 günlük ortalamanın 200 günlük ortalamayı geçmesi demek. Ve bugün itibariyle, Bitcoin’de Golden Cross gerçekleşmiş durumda 😉
// Ortalamalarla ilgili daha fazla yazı için şuralarda turlayabilirsiniz 😉

Çanak Formasyonu ise; oluşan grafiklerde görsel olarak ortaya çıkan şeklin bir çanağa ya da bir fincana benzemesi. Görsel birkaç örnek eşliğinde biraz açalım.

 

 

Beyoncé ne alaka di mi?
Google’a göre Bowl Formation demek bu demekmiş
Komik ama gerçek. ABD’nin EN çok aranan, en çok rekorların kırıldığı zamanlardan birisi Süper Bowl. Yani Bowl kelimesini arayan birisinin “Süper Bowl”u arıyor olma ihtimali feci halde yüksek.

E bir de Beyoncé bacımız, Formation ismindeki parçasını Süper Bowl da söyledi ise.. daha ne olabilir ki.

Bu arada, Ezici olasılıkların, olası farklı sonuçları için bakınız: I Robot Filmi.


artificial-intelligence.blog


Çanak formasyonu için grafik örnek verecektim, Arif’in Manchester’a attığı gole döndü.. 

Anyway..

Aşağıdaki grafikte, ilk olarak Ters Omuz Baş ya da Üçlü dip gibi formlar dikkat çekse de, gözlerimizi biraz daha yukarı kaydırdığımızda fark ediyoruz ki;
Net bir düşüş hareketi başlamış, ardından bir kaç dip ile bu düşüş frenlenmiş (hatta kısmen alt taraflarda yatay bir bant oluşmuş),
sonrasında da adeta bir fincanın kulbu gibi bir kulp oluşmuş.


investopedia

Burada Teyit aramamız gereken nokta şu:
Bir, Fincanın Sol üst tarafı ile, Sağ üst tarafı hemen hemen aynı seviyede mi?
İki, Kulp hareketinin sonlandığı nokta, Fincanın üst seviyesi ile aynı mı?

Bir örnek daha bakalım:


altin.in

Özellikle bir nolu çanakta, Fincan ve Kulp kısmı gayet net bir şekilde görülebiliyor.


Gelelim, artık Altın Kesişmesini gerçekleştirmiş haldeki Bitcoin’e..

Bana göre, -Limitless filmindeki ilgili sahnedeki gibi (ya da dizisi den de hatırlıyor olabilirim) rakamlar, kendine has iniş çıkışlarıyla adeta resim çizmiş durumda ve çizmeye de devam ediyor.

Ama kendi gözüme kestirdiğim yerleri hiç işaretlemeden yorumları size bırakayım 😉


tradingview screen shot / Kapak Görseli

Umursasak da mı saklasak, umursamasak da mı saklasak

Bir süredir etliye, sütlüye, devlete, topluma, aileye, eğitime ve benzerlerine çok daha az kafa yoruyorum.

Bunun başat iki sebebi var:

  1.  Son zamanlar için…
     
  2. Mazoşizm’in de özgürlüğe dahil olması.


Görsel

Önce biraz Grafik, biraz Matematik..

Her şey o kadar NET ortadaki, açıklama yapmak okuyana hakaret bile sayılabilir. Ama “hayatım boyunca sözelci idim, grafiklerden hiç anlamam” diyenler için 2 satır yazayım:

Dolar, Hep artmış ve Hep Artacak. // Geleceği biliyorum evet 🙂
[Ne zamana kadar? “Pişt ABD, Kanada’ya koyduğum ambargoyu delersen, ben de Beyaz Saray’ın çatısını delerim” diyebileceğimiz zamana kadar]

Cehennem, Damat’ı ve kayın pederini havada kapacak..
Emek emek çalışanından, emeklisine, çoğundan ayrı çalışmak zorunda kalan anneden, annesiz öksüze.. herkes fakirleşti. Damat’ın ülkeye verdiği zarar Darbenin yaklaşık 3 Katı büyüklüğünde. İnanmayan eline cetvel alıp yukarıdaki rakamların arasını ölçebilir.

Hal böyle ayna gibiyken iken, Neden %çoğunluk,  30 liraya aldığı ürün 50 lira olmuşken, 80 liraya da gitmesinin önünü açacak şekilde oy verdi diye sorulabilir..

Bunun sosyolojik, siyasal ve psikolojik pek çok açıklaması olabilir ancak şu anda Reel-Matematik-Gerçeklerden, yorumlara açık konulara geçme niyetim yok.

Zira;
Göbeğini kaşımak da, Bile bile lades demek de demokrasiye dahil..
30 yıldır CHP’den / Milliyetçilerden / Sağdan / Soldan başkasına oy verdim diye safiyane böbürlenmek de.

Oysa gelişimi sağlayan dönekliktir. Hengameli bir tartışmadayken, elimizi güçlendirmek için “İyi de kardeşim Bilimsel olarak kanıtlanmış…” cümlesini, savımıza garnitür yaparken gözden kaçırdığımız bir şey var: Bilim, dönek ve kaypaktır. [Bkz: Yıllarca ülser, “bilimsel olarak” psikosomatik bir hastalık iken, sonradan bir tür bakterinin sebep olduğu mikrobiyal bir hastalık olabilir ve yine bilimsel olarak elbette. Kaldı ki önümüzdeki hafta, yine bilimsel olarak genetik bir hastalık olarak tanımlanabilir]

Sadece siyasi konularda değil Her konuda, doğruyu fark ettiğinde; onlarca yıllık geçmişiyle/kendisiyle ve çevresiyle çatışmak pahasına bile olsa, Doğruya yönelmek bir Erdemdir.

Bununla birlikte çok ne yazık ki, özellikle TR’de günlük hayat dinamikleri böyle işlemiyor.

“Fenerbahçe’nin borçlarından devlete ne arkadaş, halk nasıl ödüyorsa onlar da ödesin borcunu” demesini beklediğin asgari ücretli bir çalışan, bundan memnunluk duyup, “helal olsun” çekebiliyor.

Yahut, sanki kendisi de hastaneler-eczaneler arasında zincir dokurken, önce doktordan sonra eczacıdan sonra yeniden doktorlardan hat-trick zulüm görmüş bi kişi, akla zarar bir şekilde “hastane de yapmasalardı” diyebiliyor.  Ya da bir başkası sırf rakipleri yaptığı için hızlı trene karşı çıkabiliyor.

Kürtlük, Türklük, Din ve Atatürk mevzuları var ki, siyasetine bunları alet etmeyene siyasetçi,
bu zokaları her seferinde yemeyene seçmen denilmiyor neredeyse, o derece..

Atalarımız,
her görüş için üstelik her ülkede geçerli bir söz icat etmiş:
Öyle saça böyle tarak..

Uzun süredir ülke gündeminden kopmuştum ama arkadaş sohbetlerinde ara ara kendimce iyi olabilecek fikirlerimi beyan ediyordum. Lakin havanda su dövmekten öte gitmeyen KOCAMAN bir zaman kaybından ibaret her şey. Acı ama böyle.

Her şeyi geçtim, Çocuklara ve Kadınlara yapılan şiddet ÇIĞ gibi büyürken, HİÇ BİR Siyasi lider bunu kendine DERT edinmiyor. ÇIĞLIK Çığlık meydanları, TV ekranlarını inletmiyor. Koltuk mücadelesi yaptığı rakibini anlatırken boyun damarları şişe şişe haykıranlar, sümbül kokulu bir çocuğa yapılan zulüm karşısında Kıyameti koparmıyorlar.
Bir caninin 13 kez serbest bırakılıp ardından katliam yapması karşısında, 13 gün Açlık Grevi yapmak ya da kravat taktı diye serbest bırakan hakimler hakkında suç duyurusu yapmak şöyle dursun, içtenlikle 13 DAKİKA bile gündemine almıyor HİÇ BİRİ!

Düşündükçe o kadar deli oluyorum ki, affınıza sığınarak küfredeceğim.
Başta Çocuklar ve Kadınlar olmak üzere, güçsüzleri ve ezilenleri dert etmeyen güç sahiplerinin Hepsinin Allah Belasını Versin!

Madem gündemle(?) ve siyasilerle ilgilenmiyorum, bunca şeyi neden yazdım?
Siz de onları umursamayın, onların hiç birinden bir şey beklemeyin diye.

Herkes kendini geliştirse ve çevresinden bir iki kişiye örnek olsa, ülke ve gezegen mertebe atlar.
Biz kendi işimize, eşimize, çocuğumuza, çevremize; siyasileri ve tepedekileri umursamadan, öyle bi odaklanalım ki,  her şeyi öyle güzel yapalım ki, onlar bizi takip etsin biz onları değil.

 

Dijital Ay Çiçeği #1 // 8000$ Değerinde post :)

İtiraf: Güneş takip sistemini tarif etmek için Digital Ay Çiçeği tabiri çok hoşuma gidiyor. Yazının kapak resmi olması için bununla ilgili bir şeyler ararken, karşıma görseldeki Robotic Sunflower Umbrella diye bir şey çıktı. Ve değeri 8000$ mış. Ben de başlığa bunu ilave ettim 

Biz güneş panellerini daha verimli kullanmak için, güneşi takip ettireceğiz. Onlar da güneşi takip ettirmiş ancak şemsiye yön vermek amacıyla. Bu da çok güzel fikirmiş! Alkışlıyorum.

Malumunuz Dünya, Güneşin etrafında dönerken “mükemmel çember” yerine Elips bir yörüngede dolanıyor.


wikipedia 0

Ve bu yüzden küçükken kışların; dünyanın güneşe uzak olduğu zamanlar,
yazların ise dünyanın güneşe yakın olduğu zamanlar gerçekleştiğini sanırdım.

Yukarıda görselde de görüleceği üzere: Asıl etkili mesele bu değil. En uzak olduğundaki aylardan biri Temmuz, en yakın olduğu tarih ise 3 Ocak.

— Ee? O zaman -40°C ile +40°C gibi 80 dereceye varan farklar nasıl oluşuyor?

— AÇI.

Güneş’in açısı ne kadar DİK AÇI ile gelirse o kadar sıcak oluyor.

Özetle;
27 derecelik açı, 5 milyon kilometre mesafeden daha etkili.

[Bu arada “dünya güneşe 10 cm daha uzak/yakın olsa, hayat olmazdı” sözünün ne kadar Hurafe olduğu aşikar.]

Bu durumda, öylesine güneye bakan güneş panelleri yerine, gün içinde güneşle birlikte hareket ederek daima dik açıyı yakalamaya çalışmak, yazla kış farkı kadar önemli.

Let’s do it

NŞA’da paneller çift eksende hareket etmeli. Ama karışık olmaması için tek motorla gidelim..

Burada sadece xMotor kullanacağız.

Benzer şekilde daha iyi anlaşılması için aşağı yukarı eksenlerini şimdilik pas geçeceğiz ama mantığın aynı olduğunu sanırım söylememe gerek yok. Sağdan sola doğru dönen, elimize alıp motoru çevirdiğimizi düşünün. Bu kez de yukarıdan aşağıya yahut çapraz dönecektir.

Sadeleşmiş halleri şöyle;

#include <Servo.h>
Servo xMotor;
const byte ldrSag=A1;
const byte ldrSol=A3;

#include Servo.h kısmı, Servo motorun sürücüsünü içeri çağırdığımız kısım.

ldrSag, Güneş Panelimizin sağ tarafına yerleştireceğimiz Işık Sönsörü (LDR) ‘yi bağlayacağımız Analog Pin

ldrSol da diğer taraftaki için.

Şimdi de panelin Dönüş Açısı ve bunu hesaplamak için kullanacağımız değişken tanımlarını ilave edelim.

Ok.
Cihazımıza ilk elektrik geldiğinde BİR sefer çalışacak olacak, Setup() fonksiyonumuzu yazalım.

Sade bir kullanım isteyenler dikey-yatay eksen kodlarını kullanmayabilir. Yani sadece tek eksen için şunlar yeterli:

void setup() { Serial.begin(9600);
// servo için PWM pinleri 3-5-6-9-10-11 olabilir
xMotor.attach(6); // Tek motor için
xMotor.write(aci);
}

Burada dikkat edilmesi gereken bir nüans var: Servo motorun bağlanacağı pinler, PWM özelliğine sahip pinler olmalı. Kullandığınız karta göre göre bu değişebilir. Bizim örneğimizde yukarıda açıklama kısmında geçen pinler kullanılabildiği için bunlardan bi tanesini (6 nolu pini) seçtik.

Hazırlıklarımız hazır.

Devam eden yazıda,
Ay Çiçeği mantığının nasıl işlediğini buna benzer bir algoritmayı bizim nasıl kurgulayabileceğimize bakacağız ve bakmakla kalmayıp panelimizi ay çiçeği gibi güneşe döndürecek kodlarımızı da yazacağız.

 

Mail’den taşan Name Server

Şu adrese gir: http://98.137.246.8
ve
şuna http://216.58.212.3
ve
şuna da http://185.122.201.130

NŞA‘da sitelere bu şekilde girmemiz gerekiyor
Herkesin telefonunu akılda tutmak gibi zor

Bu yüzden
google.com gibi akılda kalıcı bir şey yazsam da o yine
http://216.58.212.3 adresine gitse..
ya da
raspberrypi.org yazınca http://93.93.130.214 adresine gitse..

Güzel.
Ama zilyon tane site adı ve adresi var.
hangi isime hangi ip karşılık geliyor
bunun bir listesi olması lazım.
İşte bu isim/domain yazınca ip adresini söyleme işi “name servis etme” işi oluyor.

 

 

raspberrypi.org yazıp enterlayınca
önce benim bilgisayarıma soruyoruz. raspberrypi’in adresi ne?
o bilmiyorsa, “pc’nin bağlı olduğu yerel ağa/routera” sor diyor.
yerel ağ router kendisi bilmiyorsa, “TurkTelekom/SuperOnline”a sor diyor
Telekom’a soruyoruz, o da bilmiyorsa ROOT isim sunuculara sor diyor.
Root isim sunucular .com .uk .tr gibi top levellerine göre
second level sunuculara yönlendiriyor. onlara soruyoruz.
diyor ki NS1.GuzelHosting.com ‘a sor
GuzelHosting soruyoruz. “raspberrypi.org’un ip adresi ne?”
“haçan ben biliyrim onu” diyor.  “93.93.130.214 adresine git.”

tabi bunlar ping saniyeleri içinde olup bitiyor.
93.93.130.214 artık bağlanacağımız makina.

Bu IP, çok çoğu zaman Hosting şirketindeki, sitenin bulunduğu makinanın IP adresi.
nadir durumlarda benim şu an üzerinde yazıp çizdiğimiz laptop’un ip adresi de olabilir 😉

====================
ben olsam şu ana kadar anlatılanları kağıda/telefona çizerdim..
üşenme, “şimdi” çiz yani 😉
====================

 

 

 

 

 

 

 

buradan sonrasını çizdikten sonra devam et.

 

 

 

 

 

 

Atıyorum a2hosting.com yüzlerce makinasından birisini ya da çoğu zaman birisinin 50’de birini bana kiralıyor. index.html dosyalarım, sitedeki resimler o makinanın harddiskinde duruyor.


farkında olduğumuz ama şöyle söyleyince daha afiLLi duran olay:
dünya üzerinde -paylaşıma açık olan- tek tek her bir resmin ulaşılabilir bir adresi var (sen çok yaşa Tim Berners Lee). Ve kaç nolu makinanın içinde olduğunu bilmesem de adresini bildiğimde ona ulaşabiliyorum.

DNS – DomainNameServer’lar; raspberrypi.org için ns1.a2hosting.com ‘a sorun dediğinde
ns1.a2hosting.com makinası (ya da  yedeği olan n2..) raspberrypi.org a karşılık gelen ip’yi
kullanıcıya gönderiyor.
kullanıcı artık diğerlerine uğramadan direk 93.93.130.214 ile iletişim kuruyor.

Diğer taraftan
Sen de kendi kendi bilgisayarının ip adresini kolayca 93.93.130.214 yapabilirsin.
http://bit.ly/ipgirme

Böylece ben adres satırına raspberrypi.org yazdığımda direk senin bilgisayara bağlanmış olurum.
localhost gibi bir site sunuyorsan, onu görürüm.

hatta 93.93.130.214:5000 ile 5000. porttan, Arduio ile ölçütüğün, sıcaklık ya da nabız
bilgilerini yayınlıyorsan;
evinin sıcaklığını ve kalbinin atışını görürüm 😉
//çok romantik oldu 🙂

Bi dakka!
Elektrik gider gelir ve/ya modem resetlenirse?
-Telekom/Superonline’dan Sabit IP hizmeti almadı isen-
Evet IP adresin değişir.

Ama DNS sunucuların yeni IP adresini bilmesi lazım. (ki doğru yönlendirme yapsın)

Bu durumda No-IP, DNYU, afraid.org gibi servislere kayıt olup olabilirsin. Verdikleri programı yüklediğinde, IP adresin değiştiğinde program, hemen bunu adana merkeze 🙂 bildiriyor. Onlarda raspberrypi.org  93.93.130.214’te demek yerine yeni IP adresin olan  182.92.236.130 ‘u söylüyorlar.

Dolayısı ile domain adresinin NameServer bilgilerine buralardan alacağın
n1.no-ip.com , n2.dnyu.com gibi..
name-serverları girersen, onlar da pc’de kurulu olan programlarından öğrendikleri senin güncel ip
adresine yönlendirecekler.

TaTa!
Kendi sunucun hazır 😉


Blog yazısı gibi olmadı biliyorum. Zira sevdiğim birisinin sorusuna cevap emaili yazarken, yazı gelişince nette de bulunsun istedim 😉
Görsel

Harari (-Sapiens-)

Murat’tan ve Benden, Kendime 🙂 araklayabildiğim zamanlarda Yuval Noah Harari‘nin yazdığı Sapiens kitabını bitirdim. Nihayet!

Neredeyse istisnasız herkes, okuduğu güzel kitapları “Mutlaka Okunması Gereken” kitaplar listesine koyar. Ben de öyle yapayım 😉

Mutlaka Okumalısınız!


Daha önce  lazım oldukça referans yapacağımı belirttiğim Kabul ve İtiraz yazısına atıfta bulunarak bir ukalalık yapayım: İlber Ortaylı dahil, Tarih’in misyonuna uyan bildiğimiz tarihçi yok.

Ya da o hep söylenen “Tarih, geçmişten ders alıp geleceğe bakma sanatıdır/bilimidir” tekerlemesi enikonu Yalan! Aksini iddia eden varsa, Gelecekten Bahseden 3 tane tarihçimizi söylesin. Ya da Hodri Meydan, 1 tane de olur!

Rahmetli Halil İnalcık’tan, Halil Berktay’a, Muazzez İlmiye Çığ’a yahut İlber Ortayı’ya hangisinin gerçek manada Gelecek bahseden kitapları/makaleleri var? Makaleyi geçtim çok değil önümüzdeki 20-30 yılı düşünmüş ve bunu, en azından sohbetlerine garnitür yapan var mı?

50-100-200 yıl değil bari 20-30 yıl.. Bu, bir annenin çocuğu için plan yapmak isteyeceği bir rakam.

// –Yusuf Halaçoğlu’nu anmayı unuttun sanki?
// –ahaha  çok güldürdün, sen de gülesin emi 🙂


 

” Tarih, iki adım bile önümüzü görmemize yardımcı olmayacaksa, Masal’dan bir farkı yok. Kan davası sürdürmekten başka bir işe yaramayan, zaman kaybıdır. “

diye düşünmekteydim. Ta ki Harari ile tanışana kadar.

Harari, yıllardır boş kalmış bir duvarı tamamlayan enfes tabloların ressamı oldu benim için. Genel olarak hala Tarih’in; gereksiz, kan davası masalları olduğunu düşünüyorum. Ancak cümlenin sonuna -şimdilik gizli öznesi sadece Harari olan- şöyle bir parantez açtım:   (bazı istisna tarihçilerin anlattıkları dışında)


Aslında bu yazıda kitabın başından ortasından, altılı çizilesi yerlerinden ya da dip notlarından ufak alıntılar yapmayı düşünüyordum. Ama “Mevcut Tarih Anlayışı” hayli hamurlu/çamurlu olduğu için, şöyle iki kelamlık yer açana kadar, girişin kendisi bi yazı oldu çıkı neredeyse..

O zaman bu, sadece “okudum/bitti” tweeti gibi olsun 😉 Bil ahir, direk Sapiens hakkında bir kaç kelam edeyim.

EOS’un 3,80 Kahvesi

Geçtiğimiz günlerde Kendimden ve Murat’tan bana kalan vakitlerde  🙂 EOS’un grafiklerini inceleme ve emir güncelleme fırsatı bulmuştum. O gün yazdığım yazının başlığı şöyle idi:


EOS’un 3.05 barajı

Yazı içinde ise kendimce, cause ~ effect bağlantıları kurup şöyle demiştim:


Bu şu demek;
Bir zirve varsa, %50 ve %38 noktalarına ALIM emri girmek faydalı olabilir 😉

Ve sonu ise şöyle bitiyordu:


Koşullu emirlerini girmek şartıyla, Kum Saati ile ALIM yapmak riski çok az bir şekilde kazanç ihtimali sunabilir.


Görsel


Çok derine girip konuyu dağıtma niyetinde değilim ama linkini verdiğim videoda da geçtiği üzere; Seçim, bir yanılsamadan ibaret. Gücü olanların olmayanlara sunduğu bir illüzyon sadece.

 

 

Benzer şekilde Bitcoin’deki ya da EOS’taki yükselişleri tetiklemek, -sağlam bir organizasyon yoksa – sıradan kullanıcıların yapabilecekleri bir iş değil.

Dolayısı ile STEEM’in EOS’un ya da Bitcoin’in yükselmesi için yapabileceğimiz çok bir şey yok.
AMA
Yükselişler başladığında, Üst Kat düğmesine basmış olan balinaların asansörüne sıvışmayı deneyebiliriz 🙂  

Veya genel olarak, yemeğe ne zaman çıktıklarını takip edip olası çizelgeler hazırlayıp, yemek gongunu çaldıklarında açık büfeden bir şeyler atıştırmaya çalışabiliriz.

Bunlar, dünyayı illuminati yönetiyor geyikleri değil.  2013’ten bu yana “bizatihi su içinde yüzerken” yapılmış gözlemlerden süzülenler.


Bkz: Araçlara LPG takmanın önce yasaklanması, Aygaz gibilerin hazırlıklara başlamasıyla serbest oluşu.


 

EOS 3.0 psikolojik barajını aştı ve 3.80’den bi smaç bile attı. Coin Ayıklama kriteri olarak zor zamanlarda ayakta kalmak önemli. Dahası, ufacık iyileşme sinyalinde depara çıkıp, diğerlerinin %5 yükseldiği yerde, %15 yükselmek, ciddi bir cetvel olsa gerek.

 

–Olası tepki satışlarına karşı tedbir almak önemli.

–Hatta -olursa- bu satışlar esnasında Kum Saati ile düşüş fırsata dönüştürülebilir

–EOS özelinde konuşursak, bir sonraki hedef 4.15 bölgesi olabilir. Buna göre Kademeli alım ve satım emirleri girilebilir.

–Beklenen Nasdaq, NYSE ya da ETF haberlerinden biri bile olumlu olursa, EOS aynı gün içinde bile güzel fırsatlar sunabilir. İsteyenler abartıp “alarm kurabilir” 😉


Direk ya da dolaylı olarak burada anılan hiç bir şey,
Yatırım Tavsiyesi Değildir.
Yapacak Olduğunuz Her Türlü İşlemin Tüm Sorumluluğu
Kendinize Aittir.

Kabul ve İtiraz

Bir kabul ve bir itiraz:

Kabul: Bir prof. ya da doçent değilim.

Ancak şu meseleye İtiraz ediyorum: “Bir konu hakkında, o konunun uzmanı isen konuşabilirsin. Aksi halde sus ve  bilenleri dinle.”


Görsel: Kuczynski


 

Çoğu itiraz meselesi, doğruyla karışık bir yanlış veya teknik durduğu için çoğu kişi çoğu zaman bu hataya düşebiliyor.

Örneğin, bir kalp cerrahı “Çocukların, istese de susamayan ağlamaları, kalp kapakcıklarındaki delikle ilgilidir” der. Bir beyin cerrahı ise buna itiraz eder, “hayır, bu hipofizin yanlış hormon göndermesiyle ilgilidir” der. Ve tuzak çalışır: “Efendim herkes kendi uzman olduğu alanda konuşsun, ben 20 yıldır etfal-kalple uğraşıyorum, yaşadığım vak’alara göre konuşuyorum, kalp nedir kapakcıkları ne işe yarar bunların uzmanı olun öyle itiraz edin”

Burada tuzağı fark etmek güç olduğu için bi örnek daha vereyim: Alim kişi Peygamberin mucizelerinden bahsetmektedir. Bir gün namaz kılarken bilerek önünden geçen çocuğun sakatlanmasını, mucize olarak nakleder. Kafir kişi inanmadığı halde, genel anlatıya uymadığı için “Hayır böyle bir olay yaşanmış olamaz” der, itiraz eder. Ve tuzak çalışır:  “Efendim 12+ Cilt Buhari, 8+ Cilt Müslim 3+ Cilt Tirmizi hadislerini ezbere bilin ondan sonra konuşun, olay üç kitapta da nakledilir”

Yine “itiraz tamam ama, adam da bu işi çok iyi biliyor, haklı olan uzman olandır” duygusu oluşuyorsa bi örnek daha vereyim: Çırağan Kempinski’nin Michelin yıldızlı Şefi, bir yemek yapmıştır. Siz de yemeği yersiniz ve beğenmezsiniz. Ve tuzak çalışır: “Adam yıldızlı bir şef, sen ağzının tadını bilmiyorsun, sana hoşaf bile fazla” 


Görüleceği üzere iş biraz detaylı yahut teknik bir konu ise, itiraz etme kapılarını kapatacak tuzaklar çok daha kolay çalışmaya başlıyor. Ama yemek örneği tüm önermeleri çürütüyor. İstersen galaksinin en iyi şefi ol. Tuzu fazla işe kardeşim, bunun için yemek fakültesi dekanı olmama gerek yok 🙂

Başta coğrafi keşifler olmak üzere bilimsel keşifler çağını başlatan şey, “Mevcuda İtiraz” olmuştur. Doğal olarak Amerika’ya henüz gitmediğim için “Amerika ustası olarak konuşamam” ancak mevcuda razı olursam da hiç bir zaman Amerika’yı keşfedemem ve uzmanı olamam.

Orwell 😉