Yoo Ben Tüketmiyorum(!) Kuzenim Tüketiyor.

=  = O kadar Almanca bilmiyorum ama 18 cilt Almanca kitap aldım.  Jurrassic Park animasyonları yapmıyorum ama 4 Çekirdekli, GXT 1080 Ekran kartlı, 16 GB Ramli 2 TB SSD Sabit diskli bilgisayarım var.  O kadar spor yapmıyorum ama 3+ çift spor ayakkabım var. O kadar dizi izlemiyorum ama Netflix aboneliğim var. FAKAT tüketim toplumunun bi’ ferdi değilim = =
(!?)


Görsel: Lido Contemori


 

İnsan canlısı ihtiyaçlar hiyerarşisine tabi olarak yaşıyor. Bununla birlikte postmodern dönemde Reklam devri, son dönemde ise Instagram devrinden bahsedebiliriz.

Ve reklam teorisi, daha ilk sözünün beslemelesi olarak olarak şunu söyler:

> Reklamın amacı, tüketicinin ihtiyaç sıralamasını değiştirmek, gerekirse yeni ihtiyaçlar yaratmaktır.

Bu konu bize dış dünya konuları gibi gelse de hayatını bu işe adayan, hatta konuya akademik olarak yaklaşan binlerce kişi var. Ortak amaçları şu: Satmak istedikleri şeyi, kendimiz İHTİYAÇ olarak kabul edelim. Hatta o ürünü, öyle ihtiyaç olarak görmeliyiz ki, listede daha üste koyalım.

Ve bizleri yakaladıkları nokta tamda burası.

Bir insanın Maslow vari giyinme ihtiyacı için, hadi bir de o yıkanırken giymesi için olsun, 2 adet kazak, 2 adet t-shirt, 2 adet pantolon yeterli.
Ama hangimizin bu kadar az kıyafeti var? İş için, okul için, arkadaş ortamları için, düğünler için.. farklı kıyafetlere “İHTİYACIMIZ VAR” deyip dolabı dolduruyoruz.

Buna rağmen, kendimizi yahut kuzenimizi böyle bir dolap önünde durup “giyecek hiç bir şeyim yok” derken yakalayabiliriz.

Daha hızlı cihazlar gördükçe, “benimki çok yavaş artık yeni bi tane almam LAZIM ” diyoruz. Halbuki masamızdaki ya da avucumuzdaki EN KÖTÜ cihaz bile Apollo 11’i aya gönderen bilgisayarlardan çok daha hızlı ve gelişmiş durumda. (meraklısına: Apollo Guidance Computer )

Cep telefonu bir ihtiyaç mı? İsraf mı?
Hadi cep telefonu ihtiyaç olsun. Akıllı olması ihtiyaç mı israf mı?
E hadi akıllısı da ihtiyaç olsun.. 32 GB olması ihtiyaç mı mı israf mı?
Görüleceği üzere, bunlar bize GAYET NORMAL şeylermiş gibi geliyor. Çitayı koyduğumuz yerin berisindeki her şey ELZEM geliyor. Ve çitayı her zaman daha ileriye koymaktan bizi alıkoyan hiç bir şey yok. Bilakis buna teşvik eden bir sisteme doğduğumuz için, yeni X’ler almak için kulaklarımızın ve gözlerimizin bombardıman altında olduğunu, zihinlerimizin yediği zokalar sonucu kendini manipüle ettiğinin çoğu zaman farkında bile değiliz.


Şurası kesin ki;
Hiç birimiz israf etmiyor, gerçekten lazım olmayan hiç bir şeyi almıyoruz!
– Kuzenim belki ama BEN? Hiç! –


 

Olayın bir diğer cephesinde yer alan sözüm ona halk için(?) var olan devletler, tarih boyunca BÜYÜME TANRISINA tapmıştır. Ve bu yüzden, ya Savaşarak ya Nüfus olarak ya da Ekonomik olarak büyümek, devletlerin iştahla yaptıkları ibadetlerdir. Dünya savaşlarının, mealen “savaşın da bi sınırı var” demesi sonrası, büyüme tanrısına sunulan ta’klar arasında ekonomik büyüme daha fazla ağırlık kazanmış durumda.

Bu yüzden Tüketim Ekonomisi, BİLİNÇLİ yapılmış bir Tercihtir:

 

Başta siyasiler olmak üzere, bilerek ya da bilmeden hepimiz Büyümeyle büyülenmiş durumdayız. “Süper” kelimesinin içi pek ala sağlıktan mutluluğa pek çok süper şey ile doldurulabilecekken, “süper devletler” derken, en Büyük ekonomiye, en Büyük orduya.. sahip ülkeleri kast ediyoruz.

 

Öyle ki, büyüyen ekonomi için Devletler, aslında denetleyerek engellemeleri gereken şeyleri, mübah sayarak destekler durumda. %30’u Devletin olan Türk Telekom’dan aldığınız bir modemin garantisi bittikten 2 ay sonra bozulması tesadüf değil. Yaptığı kombi bozulmadığı için tazminatının kat kat fazlası verilip işten kovulan Vaillant kombi mühendisi, şehir efsanesi değil gerçek bir hikaye.

 

 

Tamamlayıcı olması açısından, Serdar Kuzuloğlu’nun harika konuşmalarından birisini de alalım:

 


Ve böyle bir yazıda Edward Bernays‘i anmazsak ayıp olur. Analım.


 

Leave a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir