[Spoiler içerir]

John Green‘in “The Fault in Our Stars” kitabının, aynı isimdeki Temple Hill yapımı olan film, son yılların yükselen ve çok büyük potansiyel vaad eden oyuncusu Shailene Woodley gözleriyle açılıyor.

Her zamanki gibi, “kafana göre çevir” metodu kullanılarak “Aynı Yıldızın Altında” olarak Türkçeye çevrilmiş filmin adı “Yıldızlarımızdaki Kusur” şeklinde daha doğru bir şekilde çevrilebilirmiş aslında. (Burada dini bir kaygı ile kusur/hata kelimeleri seçilmediyse şayet, çeviri yapan arkadaştan “Mükemmel nedir, mümkün müdür? Tanrı mükemmel mi yaratır? Öyle ise engelli doğumları neden vardır? Yok engellilik bütündeki mükemmeliyetin parçası ise neden anlam sansürüne gerek vardır?” gibi sorular üzerinde biraz düşünmesini rica ediyorum.


Kamera hala Shailene Woodley gözlerindeyken; sesinden, filmin konusu hakkında bilgi almaya başlıyoruz: Bu “keşke peri masalı olsaydı” diyor mealen, filmin güzel anlarından özet görüntüler veriyor ve ilave ediyor: “ama gerçek öyle değil, üzgünüm”

Sonraki sahnede, Shailene Woodley’in burnundaki minik hortumları görünce filmin adının neden böyle olduğuna dair fikir yürütmeye başlıyoruz. Ki hemen sonra karakterimiz, hasta ve ölmek üzere olduğunu söylüyor. Yönetmen Josh Boone / yazar John Green sanki tahtaya işlenecek üniteyi yazıyor, konu başlıklarını vererek, az sonra anlatacağı hikayeyi, hangi altyapı üzerinde dinlememiz gerektiğini tarif ediyor.

Bir kitap-cafede kahve alırken sarılıp öpüşen çiftleri imrenerek ve severek izleyen karakterimiz, An Imperial Affliction ismli bir kitap okumaktadır.
//Böyle bir kitap yok. Ancak internette şöyle bir baktığınızda, var olmayan bir kitap hakkında ne kadar çok sayfa ve yorum olduğuna şaşıracaksınız: An Imperial Affliction

Karakterimiz, doktoru ve ailesi tarafından bir amerikan klasiği olarak destek guruplarına gitmeye zorlanır. Ki bizler de adını ilk defa burada öğreniyoruz: Hazel.
//Cast için Shailene Woodley seçmek için bir neden daha 😉

Önce isteksiz olan Hazel, Augustus Waters ile tanışır. Bu süpriz tanışma, adeta filme ikinci bir başlangıç olur..


Sanırım biraz twitter kullanmaya dönmem gerek 🙂
Girizgah yapayım derken, uzun bir yazı olup çıkıyor #2 #3 #4 bölmek durumunda kalıyorum..

Neyse ki; The Fault in Our Stars, öyle uçan kaçan şeyler olmadan çok sade bir hikayesi olmasına rağmen, hakkında uzunca yazmayı hak eden bir film.