Sonsuzluklar Paradoksu
[Spoiler içerir]

Kuşkusuz insanın yakın zamanda öleceğini bilmesi, günlük koşuşturmalardan uzun vadeli planlara, hayallerden hedeflere pek çok şeyi sarsıcı derecede etkileyecektir.

Bir film anlatırken arada yönetmen ve oyuncularından bağımsız başka bir filme atıf yapmak nasıl olur bilemiyorum ama yeri gelmişken Melancholia’dan bahsetmezsem olmaz. “Yaklaşan ölüm” konusunun farklı bir açıdan işlendiği, hiç bilim kurgu olmayan ancak bir başka bir gezegenin dünyaya çarpacak olması durumunu işleyen bir film Melancholia.

 

Kaçınılmaz son, görmemek imkansız bir şekilde gök yüzünden adım adım büyüyerek yaklaşmaktadır. Böyle bir zamanda insan davranışı nasıl olur? diye düşünmek ve üzerine film yapmak gayet yaratıcı.

Oldu olacak, Melancholia içinde de Salvation’dan bahsedelim, giriş kısmını inceptionlamış olalım // bkz: insepşınlamak 🙂 Salvation’da da temel düzlem aynı: Yaklaşan bir son var. Ancak amerikan klişeleri eşliğinde farklı bilim-kurgu yöntemlerinin denendiği, kabulden çok direniş var diyebiliriz.

Uzay mekiği ya da nanobot ameliyatları gibi imkanlara sahip olmayan, bedenlerinin iflas edeceği güne kadar yaşamaya çalışmaktan başka çaresi olmayan Hazel ve  Agustus’a dönelim..


Amsterdam’daki güzel ve romantik geçen ilk günün ardından, hayranı oldukları yazar Peter Van Houten‘ın evine gelirler. Pek bekledikleri gibi bir karşılama olmadığı gibi sohbet(?) de umdukları gibi çıkmaz. Hazel’in kitabın sonu ile ilgili sorularına direk yanıt vermeyen Van Houten, yabancı dildeki bir müziğin sözleri anlaşılmasada hissettirdiği bir şeyler olduğundan bahseder.
//Aslında bir nevi cevap vermektedir: “Kitabın yazılı bir sonu olmasa da hissettirdiklerinden bir çıkarımda bulunabilir” demektedir.
Ortamın gerilmesinden sonra Hazel, romandaki Anna karakterinin bu kez çevresine ne olduğunu soracak olur fakat Van Houten sözünü tamamlamasına izin vermeden, Sonsuzluklar Paradoksundan bahsetmeye başlar.

Diyelim bir kurbağa ile yarışıyoruz ve kurbağa önden başlıyor. Biz miktar yol alana kadar o da daha az bir miktar yol alıyor. Biz kurbağanın olduğu yere gelene kadar kurbağa biraz daha yol alıyor. Kurbağanın yeni yerine gelmeye çalıştığımız sürede kurbağa az da yine yol almış oluyor. Kurbağadan daha hızlı olmamıza rağmen matematiksel olarak kurbağaya yetişemeyiz.

// Ya da
// Sırayla 1 2 3 4 5 6 7 .. şeklinde giden sonsuz sayı vardır. Bir de 2 4 6 8 .. şeklinde giden sonsuz sayıda çift sayı vardır. İlk kümenin ikincisini kapsamasına rağmen nasıl ikisi de sonsuza eşit olabilir?

Van Houten, Cantor’un bu paradoksu çözdüğünü söyler. İşin ilginç tarafı bunun Hazel’in sorusunun cevabı olduğunu da ilave eder.

 


Görsel 1 ve ileri okuma, Film görselleri The Fault in Our Stars

This article has 1 comment

  1. Pingback: Nefesin Tadı | MuratTatar.xyz

Leave a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir