Para ve Devlet #6: Çalışmanın Putlaştırılmasına Reddiye

Para ve Devlet” serisi önceki bölümlerde:

#1: Mevcut Okul Sistemine Karşı Olmak

#2: Mevcut Okul Sistemine Karşı Olmak #2

#3: STEM de Nereden Çıktı?

#4: Eşitsizlik – Enneagram Nedir?

#5: Kıdem Tazminatı Zinciri


İnsan canlısının bilişsel devrimi  yaklaşık 70 bin yıl önce. O güne kadar sıradan bir canlı olan insan, gün geçtikçe etkili bir tür olmuş. Bundan 60 bin yıl sonrasında ise “Tarım” tuzağına düşmüş.

Avcı-toplayıcı günlerine nazaran, Buğday ve beraberindeki 3-5 tür bitkiyi ekip biçerek daha rahat bir hayat süreceğini düşünmüş. Ancak yanılmış. Daha fazla saatler çalışıp daha dar bir yelpazedeki gıdalarla beslenmenin yanı sıra, yerleşik hayat düzeni sayesinde yüzlerce-binlerce kuluçkayı elinin altında buluveren mikroplara kitleler halinde yem olmuş.

Teoride güzel olan, “daha kolay, daha bol gıdaya erişmek” hayaline sahipken; yerleşik hayatın bonusu olan artmış çocuk sayısı dolayısıyla bolluk gerçekleşmediği gibi; topluluk içindeki alfalar, açıktan ya da dolambaçlı olarak üretilen gıdaya haraç koymaya başlamış.

İnsan canlısının refah hayali, buğday ve alfa esaretine dönüşmüş.

Yuval Noah Harari – Sapiens: İnsan türünün kısa bir tarihi

 

Büyüyünce “ne olmak” istiyorsun?

Daha oyuncak için mızmızlandığımız yaşlarda bile duyduğumuz, ne hikmetse -sanki “çocukla konuşma yasaları” varmış gibi- bizim de her gördüğümüz çocuğa sorduğumuz bir soru var: Büyüyünce ne olmak istiyorsun?

 

 

Belli bir yaştan sonra sorular ve öneriler daha vahim bir hal alıyor:
Hangi işte çalışmak istiyorsun?
Sigortalı bir işe gir çalış.
Elin kızı/oğlu kendi evini, arabasını almış. Müsrif olma sen de çok çalış sen de al.

 

 

Mezun olunca, bi işe rahatça girebilecek misin?
Bi nasihat istersen: Erkenden güzelce iş yerine git. Çalış, çalış, çalış.
Öyle ayaklarını gezdirmekle olmaz, çalışacaksın. Gerekirse iki işte.

..daha sayabilir ama yazdıkça klavyem isyan ettiği için fazlasını iz’anınıza bırakıyorum.

Bi dakka!

Bi durun!
Bi Neden diye sorun.

Neden ben bir işe girip, bir ay boyunca sabah 9 akşam 6+ çalışıyorum?
Ve dahası neden aldığım ücretin büyük bir kısmını, sabah 9 akşam 9 evde tv izleyen ev sahibine veriyorum?
Neden normal çalışanlar  yılda 1-2+ hafta tatil yapabilirken; hakimler, savcılar, vekiller 3 ay tatil yapıyor?
Bunca teknoloji iş yükünü azaltmak için çıkmışken ve gerçekten 10 saatlik işi 2 saate düşürmüşken neden hala 9-18? Hatta yetmezmiş gibi akşam saatleri de whatsapptan devam?
Neden daha çok maaş alan ve işten 1 dakika geç çıkmayan Zabıta/PTT ya da Tuik memuru otobüse bedava binerkenşunu da bitiverip öyle çıkan + cumartesileri de çalıştığı halde daha az ücret alan bir asgari ücretli,   aynı otobüste yan koltuğa indirimsiz, tam ücretle biniyor? Tersi olması gerekmez mi?


kızlar soruyor

HAYIR!

Bu değil. Çok çalışmanın karşılığı daha fazla yorgunluk, daha fazla narefahlıksa, “çok çalış emi” sözü bir öğüt değil bir bed dua olabilir.

Zaten imkanı olduğu için kendi işini kurmuş kişiler var. Ve onların  altında aylarca-yıllarca çalışanlar.
Çok+ çalışan kişi, vizesiz gezdiği aracına LPG hesabı yaparken, zaten imkanı olan kişi imkanı olmayanın çalışmaları sayesinde Mercedes CLA Comfort’tan AMG’ye geçme hesabı yapıyor.  (!*?) (görsel, görsel2)

 

Yoksa insanlar, -bana- Çalış, sigorta yapayım, tazminat vereyim afyonları eşliğinde bir avuç hegemonun uydurduğu bir masal da mı yaşıyor, diye düşünsek?

Bitcoin rüzgarıyla, hazır Merkez bankalarını ve Paranın kendisini sorguladığımız şu günlerde, objektifi bir tık daha çevirip, Paranın ve Çalışmanın sebeplerini/sonuçlarını da sorgulasak?

Daha az çalışanlar daha çok kazanıyor.
Daha daha az çalışanlar daha daha çok kazanıyor.
“Çok çalış”
 mottosunda binlerce yıl önce başlamış ve hala süren bi yanlışlık, bi kandırmaca, en azından bir yanlış anlaşılma var sanki. (?)

Konuşur gibi Türkçe Kod #9: YAZ’ma şekilleri + Teknoloji Oteli

##1. Bölümde Türkçe komutlarla kod yazma düşüncesini ele almıştık

##2. Bölümde TAR için gerekli alt yapıyı hazırlamıştık

##3. Bölümde Kendi .tr uzantılı dosyalarımızı TAR’a argüman olarak çağırmıştık

##4. Bölümde Yeni bir Dil yaratmanın, özünde KARAKTER işlemeye dayandığını söylemiştik

##5. Bölümde Donanım-Yazılım etkileşimi incelemiştik

##6. Bölümde İlk program dosyamız Örnek.tr’yi yazmıştık ve TAR bunu çalıştırmıştı.

 ##7. Bölümde Program dosyamızın içindeki her bir karakteri UTF-8 olarak bir değişkene atamamıştık.

 ##8. Bölümde Program dosyamızdaki YAZ gibi bir komutu nasıl ele almamız gerektiğine değinmiştik.


[West World hakkında Spoiler İçerir]

“Önceki bölümlerde neler oldu” şeklinde özetlemeden başlayınca,
West World’ü son bölümden açıp, Dolores Abernathy,  Dr. Robert Ford‘u vuruyor.”
demiş olacakmışım gibi hissediyorum.

Evet, bu da “..önce bir çerçeve çizmek ve onun üzerinde konuşmak lazım.. Şimdi o tarihlerde..” diye söze başlayıp, reklam arasından sonra günümüze gelebilen konuşmacılar gibi oluyor. Fakat zemin olmadan pat diye;
“Afrika, Mars.. bunları herkes biliyor. Zaten Tesla’nın işi sadece motor yapmak değil bize bir ufuk da çiziyor”
demeye benziyor. Tesla ne/kim? Arfikayla ne alakası var , Afrikanın Marsla ne alakası var..

Neden önceki yazılara atıf yapmak istediğimi anlatabilmişimdir umarım.

Anyway..

Son yazıda bahsettiğimiz, YAZ bilgisinin bize farklı geliş şekilleri yüzünden gol yememek için çözüm arayalım.

İlk akla gelen: YAZ "Merhaba Dünya"

Gelebilecek olan diğer farklı şekiller:
1- YAZ YAZ “Merhaba”
2- “Merhaba” YAZ
3- Yaz “Merhaba” Yaz “Nasılsın” Yaz “Ne var ne yok”
4- Yaz “Mevsime bakmaz, yaz kış hep roman yazardı”
5- “Eve girer girmez “Ayaz‘a da yemek ayırdınız mı” diye sordu” yaz

Birinci durum pek önemli değil zira ” YAZ + Metin “ bloğuna bakacağımız için ilk YAZ geçersiz olacak. [hatta, hata kodu bile verilmeyebilir 🙂 ]

İkinci durum, İngilizce gibi günlük konuşma dillerinde ve hayliyle programlama dillerinde pek rastlanan bir durum değil ve olmaz da. Fakat Türkçe gibi YÜKLEMİ SONDA olan bir dil yapısı için bunu ciddiye almak isteyebiliriz. Ve TAR ile bir şekilde bunu başarabilirsek, uzun vadede Pardus’dan daha faydalı bir şeye imza atacak olabiliriz 😉

//Havaya girdim şimdi 🙂 Bunu ciddi plus++ düşünelim derim 😉

Üçüncü durum, ilerleme adımımız. Çünkü hemen hiç bir program tek satır komuttan oluşmayacağına göre, çok sayıda YAZ, çok sayıda TOPLA, BÖL.. komutları olacak.

Bi karar verme noktası daha..
Peki biz ne yapacağız? İlk YAZ komutundan hemen sonra ekrana “Merhaba Dünya” yazıp, ikinci YAZ komutuna geçip onu ekrana yazıp, TOPLA komutunu işletip o anda toplayıp devam mı edeceğiz..
Yoksa programın tamamına bakıp, sonrasında başa dönüp komutları sırayla işleyecek miyiz.

Yani;
Komut’u yakaladığın anda gerçekleştir, Komut’u yakaladığın anda gerçekleştir = komut > işle, komut > işle..
ya da
Komut’u yakaladığın anda depola, devam et ve Komut’u yakaladığın anda depola.. sayfa sonuna gelince, depolanan komutları sırayla gerçekleştir = komut > depola, komut > depola .. toplu halde işle..

İlerde fonksiyonlar da işin içine girecek ve nasıl düşünmem gerektiğini bilmiyorum. Ve kestiremiyorum.

Sadece atıyorum 1000 satırlık bir kodda, sonradan üstteki kısımlarda düzenleme gerektiğinde -ki genelde bi yerlerde değişiklik gerekir-  ilk yöntem daha hızlı olur gibime geliyor. Diğer yandan objelerin RAM’de saklanması gibi mevzular var ki o kadar derine girersek nasıl geri toplanır hiç bir fikrim yok.


Şöyle bi Teknoloji Kompleksi/Oteli olsa,
insanlar fikirlerini sunsa, çokça fikre ve sahiplerine şans verilse,
kabul edilenler, yaptıkları yazılım / devre / robot / oyun / uygulama ayağa kalkana kadar gelip orada 1 ay / 1 sene kalsa,
Yemek + PC, Yazılım, Donanım, Devre, Sensör  ihtiyaçları karşılansa,
İlgili fikir/proje; Orkestra, Çizer, Senarist, Yönetmen, Modacı, Malzeme mühendisi/Kimyacı, Biyolog, Tasarımcı, Fotoğrafçı, Makina mühendisi, Psikolog/Sosyolog.. gibi multi disipliner çalışma gerektiğinde, bu kişiler de ihtiyaçları karşılanarak burada ağırlansa..

..
..

Buranın taş çatlasa büyük bihastanenin masrafı kadar masrafı olur. Ama buradan çıkacak 3-5-10 sağlam proje, değil hastane, 3-5 şehri topluca emekli edecek ekonomi yaratabilir.


Böyle bi yer olsa, yukarıdaki neyi seçmek gerektiği sorusu bi çay sohbetine çerez olur 2 dakika yanıt bulurdu sanırım. Fakat şu an için benim biraz araştırma yapmam gerekecek.


 

Dördüncü durum, Dikkat edilirse YAZ kadar önemli olan diğer şey TIRNAK. Ayrıca Tırnağın ne zaman başlayıp, ne zaman bittiği de mühim.

Beşinci durum, gelsin danteller gitsin iğne oyaları 🙂


Görsel

100+ Milyon Dolarlık “Tasarım” Hatası: BitTrex

UX diye bir terim var. Tek kelimeyle “hastasıyım”. User eXperience: Kullanıcı Deneyimi demek.

Masa gibi fiziksel bir ürün ya da dijital bir ekran tasarlarken, sadece işlevsel olarak çalışması yetmez.

Örneğin pc kullanırken, -farkında olduğum zamanlarda- homurdanmama neden olan bir firma var. Tam bir UX/UF/UI katili: Microsoft. Bir UX stratejisti ile ya da olmadı kullanıcı dostu (UF) tasarımlar yapan bir grafikçi ile çalışmak yerine,  Programcı Kafası dediğimiz kafa ile işleyen, kod iskeletinin üzerine öylesine bir şeyler giydirip ürünü sunuyor.

//UI, UF, UX farkları yazı ilerledikçe daha iyi anlaşılacaktır diye umuyorum.

Meşhur bir örnekle başlayalım; Şu an bu yazıları yazdığım makinanın çözünürlüğü: 1360 x 768
// Hep böyle gördük ve okuduk, bir de bize söylediği şeyi yapalım: Çarpalım 🙂
1360×768 = 1,044,480 pixel
Yani ekranımda Bir Milyon 44 bin+ adet pixel var.

Peki.
İşim bitti ve pc’yi kapatmak istiyorum. Önce Başlat düğmesine basmak zorunda olamam da ayrı hata ama sonrasına bir bakalım:

Önce, Başlata ardından, ufacık ok> düğmesine tıklamam lazım. Sonra yine küçük bir alanda seçim yapmam lazım. Oysa bilgisayarla işim bittiğini belirten bir yere gelmişim.

Başka hiç bir yeri kullanmama gerek yok! Ama yine daracık bir alanda seçim yapmak zorundayım.

 

Neden? Neden? 

“Mantıklı” bir nedeni yok. Ama bi açıklaması var: Programcı Kafası.

Görsellik, Kullanıcı Dostu olma ya da Kullanıcı Deneyimi onun işi değil çünkü(?) Yazı tipi, renkler, boyutlar, okuma süresi.. önemli değil.(?) Tıklanabilecek bir Düğme için bir Arayüz (UserInterface) olsun ve çalışsın kafi. Bkz: Kirli ve Çabuk İşletim Sistemi: MS-DOS tarihi.


Bir başka örnek ise;

Kitap Yurdu ve Babil kıyaslaması olabilir.

 

 

Görüldüğü üzere KitapYurdu da  Babil de üyelik, arama, sepet vb. .. kitap almak için her şeye sahip. Ama Babil daha eli yüzü düzgün (UserInterface). Bununla birlikte, örneğin üyelik, gözümün arayacağı yer olan sağ üst köşede, bir kitap sitesinde ilk/en çok kullanacağım araç olan Arama Kutusu kocaman karşımda, ufacık yerlere tıklamaya çalışmak zoruna değilim.. .. beni yormayan kullanıcı dostu bir yapısı var (UserFriendy)

Bununla birlikte ne yazık ki her iki sitede de bizlerin kitap alırken baktığı önemli şeylerin başında gelen “Yazarlar“a gereken önem verilmemiş. Benzer şekilde Okuyucu Yorumları da gereken öneme sahip değil, Hatta Babil de yorumlar saklambaç oynuyor. Diğer yandan ben Bilim Kurgu kitabına bakıyorum, altta ilginizi çekebilir diye tarihi roman sunuyor.. İkisi de Kullanıcı Deneyiminden (UserEXpericence) pek haberdar değil gibi.

Görüldüğü üzere mesele sadece satın alma düğmesinin çalışması değil, bu düğmenin nerede ve ne renkte olduğu da önemli.

Bundan daha da önemlisi; kullanıcıların beklentilerinin neler olduğunu iyi anlamak ve içerikten-işlevden-kargodan-tasarıma bütüncül bir memnuniyet sunmak lazım.



BitTrex

Aktif kullananların bildiği üzere Coin Borsası, BitTrex de bir süre önce tasarım değişikliğine gitti.

Doğası gereği bir borsa ekranı zaten karmaşıkken, BitTrex üstüne bir çok şeyin rengini ve yerini değiştirdi. Önceden göz önünde olan şeyler yeni tasarımda “ara ki bulasın” moduna geçti.

 

 

Borsa için en önemli şey olan ALIŞ ve SATIŞ kısımlarını, -sanki alan darlığı varlığı var gibi- Açık ve Net iki ayrı alanda yapmak yerine tek bir yere sıkıştırmaya çalışmak kullanıcı düşmanlığı (userHostility) olmaktan da öte milyon+ dolarlık hata.

Haliyle kendisi de ara ki bulasın yerlere gitti. Borsalar arasında en üstlerdeyken şimdilerde 29. sırada.

 

Geliştirmek, sadece Değiştirmek olmasa gerek..

 


 

Görsel 1, Görsel 2, Görsel 3

Esp8266 ile Tost Makinanızı Wifi’dan Nasıl Kontrol Edebilirsiniz? #5

Birinci yazıda, Bağlanılabilecek ağların listesini almıştık.
İkinci yazıda, Serial Ekran’da satır sonu yorumlarına bakmıştık.
Üçüncü yazıda, Kendi WiFi ağımıza katılmış ve ESP’ye ait IP adresini öğrenmiştik.
Dördüncü yazıda, Daha önce manuel yaptığımız işlemleri, Kodlara yaptırmış ve ESP’yi server moduna hazırlamıştık.


Serial.begin ve CWJAP gibi bir defa çalışması gerekli aynı zamanda yeterli olan kodlara setup() fonksiyonu içinde yer vermiştik.

Şimdi, herhangi bir basit elektrikli cihazdan gelişmiş bir elektronik cihaza, programların port dinleme mantığından dillerin _main_ fonksiyonlarına kadar pek şey etkileyen şeye sıra geldi: loop()

Günlük hayatta atıyorum tv kumandasının ses açma düğmesine basıp geçiyoruz. Oysa o anda arka planda çokça olay gerçekleşiyor. Bu işlerle uğraşmaya başladığımdan bu yana fark ediyorum ki, evdeki kumandada yazılımcının hatası var. Sebebinin loop() fonksiyonunu tam içselleştirememesi olması diye düşünüyorum.

Loop bilindiği üzere döngü demek. Arduino gibi cihazlarda loop şu demek:

While (cihazda elektrik varsa) {sonsuza kadar dönüp dur}

Burayı iyi kavramak gerekiyor. SÜREKLİ bir döngünün içindeyiz. “Şu olursa, şunu yap” dediğimizde iş BİTMİYOR. Başa dönüp, “Şu olursa, şunu yap” işlemini yeniden yapıyor. Kod yazarken buna dikkat etmek işlerin daha sağlıklı ilerlemesini sağlayacaktır.


Yukarıdaki mantıktan hareketle, yapılacak işlemleri belli bir koşula bağlayalım.

Serial’den iletişim yapabiliyor muyuz.

Güzel. Ama kartımızda arıza yoksa buradan hep Evet yanıtı gelecek. Bu yüzen hem koşulla sınırlandıralım hem de ESP’den gelen yanıt içinde Server’lığa hazır mı bakalım.

Buradan Evet gelmesi heyecanlı zira, Uzaktaki cihazın yönetim ekranını yapıp sunacağız demek.

HTML’e vakıf olanlar için şekerleme tadında olan, basit bir sayfa hazırlıyoruz.

Evet, hayli ilkel fakat işlevsel 😉

Kodlarımız şöyle:

<h3>TOST MAKİNASI KONTROL </h3>
<br><a href=\” ?pin=on\”><button type=’button’>AC</button></a>
<br>
<br><a href=\” ?pin=off\”><button type=’button’>KAPAT</button></a>

 

ESP’nin data Transferi olarak bunları sunabilmesi için bir değişkene atayıp, AT+CIPSEND ile gönderim yapmasını sağlıyoruz.

Dikkat edilirse aslında asıl komutumuz AT+CIPSEND
Burada diyoruz ki Sana şu kadar bilgi göndereceğim. //manuel olarak yazmak yerine length() ile ölçüyoruz.
Ardından da kast ettiğimiz bilgiyi gönderiyoruz.

Böylece, WiFi ağında, ESP’nin IP adresine girdiğimizde, hazırlamış olduğumuz Html Yönetim sayfasını göreceğiz.

 


forum.the-big-bang-theory.com

Uygulamalı Dersler

“Müfredatı yetiştirmemiz lazım çocuklar” modunda, bir konunun üzerinden kuru kuru geçmektense, yaşayarak ve uygulayarak, canlı örnekler üzerinde görmek; daha sağlıklı bir şekilde kalıcı öğrenmeyi ve dahi idrak etmeyi sağlayacaktır diye düşünüyorum.

Eğitim-öğretimin hemen tüm alanlarında dersler “uygulamalı” olsa, 12+ yıl gibi çok uzun bir süre çöpe atılmamış olur diye düşünüyorum.

Misal olması açısından aklıma gelen bir örneğe kısaca değinmek isterim:

Konu: Maddenin Atomları Arasında Boşluk Vardır

Öğretici, bir kavanozu ağzına kadar büyük taş parçalarıyla doldurur.
Gençlere sorar: “Dolu mu?
Evet” yanıtı gelir. Bunun üzerin çakıl taşlarını çıkarır ve yine ağzına kadar kavanoza koyar. Bolca çakıl taşı büyük taşların arasına girdiğini gören gençler biraz şaşırmış olarak anlatılmak isteneni kavramaya başlar.
Öğretici sorar: “Dolu mu?
Bu kez daha “anlamış tonda bir Evet” gelir, birisi atlar “ama hala minik boşluklar var”
Öğretici bu kez bir miktar kum çıkarır. “Hııı” sesleri eşliğinde ağzına kadar kavanoza koyar.
Dolu mu?” soruna “daha çok anlamış ve eğlenmiş tonda Evet” yanıtı gelir.
Ama
Olay henüz bitmemiştir. Öğretici bu kez Su çıkarır. Kavanoz ağzına kadar taşlar ve kumla dolu olsa da su için yer vardır. Bir miktar suyun da dolduğunu gören gençler çok daha keyiflidir ve öğrenmekten idrak etmek moduna geçmektedir.
Sonunda artık iyice doldu diye düşünürlerken,
Öğretici İspirto çıkarır. Ağzına kadar taş-kum-su dolu kavanoza İspirto koymaktadır ve kap taşmadan bir miktar ispirtoyu da içine alır. Bu beklenmedik son hamle sonrası gençler, Maddenin Atomları Arasında Boşluk Vardır cümlesini sonuna kadar kavramışlardır.

 

Ya da Matematik’te örneğin Üçgenlerde Benzerlik konusunda, klasik Şapka-Nehir soruları gibi bir soru sınıf içinde uygulamalı olarak yapılabilir. Elinde metre ve cetvelle ölçüm yapıp, ardından gerekli mesafeyi hesaplayan ve fiziksel olarak sağlamasını yapan bir çocuk kolay kolay bu meseleyi unutmayacaktır. Ve başka gerçek dünya problemlerinde zamanında eğlenerek öğrendiği hesapları rahatlıkla kullanacaktır.


Son olarak,
Tarih gibi konularda bile istenirse çok şey yapılabilir. Atıyorum “Kırım Savaşı sonrası, Osmanlı, Paris antlaşmasıyla Eflak ve Boğdan’a özerklik vermek zorunda kalmıştır.” deyip geçmek yerine Eflak neresi Boğdan nerede? Harita üzerinde Çizerek öğrenen bir zihnin, olayın gelişimi ve sonucunu anlaması daha kolay olacağı gibi unutması da zor olacaktır.

 

Coinlerde Temel Analizin Güçsüzlüğü

Tahvil, mevduat, borsa gibi Uzun vadeli finansal işlemlerde Temel Analiz olmazsa olmaz bir araç. Hatta abartarak şu denilebilir bir kişi, otomatik al-sat botları kullanmıyorsa ve kısa vadeli işlemler için borsada gibi bir platformda işlem yaptığını söylüyorsa belki doğru otobanda olabilir ama büyük oranda yanlış şeritten yol almaktadır.

Büyük resmi resmi görmek için 🙂  hep daha uzaktan bakıyoruz. Bu kez öyle yapmayalım, 180 derece ters çevirip yeniden asalım.. ve Picasso’nun Guernica tablosuna bakar gibi bakalım 

Ne diyorum?

Diyorum ki; Kısa vadeli işlemlerde olay tam tersi.

Kısa vadeli işlemler için Temel Analiz kullanmaya çalışıyorsanız, yanlış şerittesiniz. Hatta yanlış yolda bile olabilirsiniz.

Volatil / Oynak bir piyasada işlem yapacaksanız, ufak fiyat hareketlerinden Scalping yapma niyetindeyseniz, algoritmik işlemlere daha yakın bir yerlerde duruyorsanız, tercih etmeniz gereken yöntem, Temel Analiz değil Teknik Analiz olmalı.

Örneğin son günlerde yaşanan Yeşillenme olayımıza bakalım..

Bitcoin 7200’u görmüş, EOS coşmuş, noel babanın gidişi için tuttuğumuz yastan başımızı kaldırıp, yeşermiş dallara açmış çiçeklere bakmıştık..

Dan!

What?

Ne oldu da bu tablo birden değişti, Bitcoin 7200’lerden 6400’e düştü. Hem de sadece 5 adet çeyrek mum içinde.

Balinaların canı taze yemek istedi. Bu kadar. Ortada elle tutulur TEMEL Analize konu olabilecek hiç bir şey Yok.

O halde..

Öncelikle; Coin piyasalarında, Tezgah üstü piyasalarda, OTC piyasalarında ve Organize olmayan piyasalarda, TEMEL Kuralların İşleMEdiğini bilmek gerekir.

İşlem hacmi olmayan HİÇBİR piyasada ve HİÇBİR finansal enstrümanda işlem yapmamak gerekir. Zira temel zaten yokken, teknik grafiklerin de yanıltıcı olmaması için elle tutulur bir işlem hacminin oluşması gerekir. Örn. toplam 3-5 bin alıcı-satıcısı ve/veya 500 bin lira hacmi olan bir coin düşünelim. Dünya geneline ve saat dilimlerine bir dağılım yaptığımızda saatlik 20.000 ortalama bir hacimden bahsedebiliriz. Benzer mantıkla dakikaya 330 TL’lik bir hacim düşüyor demektir. Görüldüğü üzere kabaca 1 adet araba parasıyla işlem yapan birisi ya da iki kafadar piyasayı manipüle edebilir.

İşlem Hacmi Var

Belli bir potansiyelin üzerinde hacim varsa, bu piyasalarda işlem yapılabilir.

Ama bu demek değil ki burada balinalar yok. Elbetteki var. Hatta büyük balinalardan daha büyük balinalar da var.

 

 

 

Bu durumda, yine dönüp dolaşıp aynı yere geliyoruz.

Teknik Analiz‘e göre tahminlerde bulunma ancak daima her şeye hazırlıklı olmak gerek 😉

 


Görsel: kulturtapas

İnsan Makinası

Bir kaç yıl önce Johnny Express adıyla yayınlanan AlfredImageworks yapımı bir kısa animasyon izlemiştim. Eğlenceli bir üslupla Uzay içi kargo hizmeti sunan bir şirketi ve onun yaptığı teslimatlardan birisini konu alıyordu.

Ancak  alışılmışın dışında bir vak’a sunmasının ötesinde, 5 dakikanın sonunda bana alev alıverecekmiş gibi duran minik bir puzzle ve bir de çakmak bırakıp gitmişti.. İsterseniz siz de izleyin öyle devam edelim.

 

 

Animasyonun bıraktığı bırakıp gittiği puzzle’ın çözümü, bulmacaya dalmak değil, bulmacayı yakmaktı. Mevcut düşünce kalıplarını yakıp, çok farklı bir boyuttan yeni bakıl açıları sunuyordu.

Animasyonda ki mor canlılar, kendi işlerini yapan oradan oraya giden, haberleşen, bir şeyler inşa eden varlıklardı. Pek ala bakterilere benzetilebilirler.
Belli bir mekanda, diyelim ki bir meyve üzerine yerleşip orada Küf’ten binalar işaa edebilir, çoğalarak bir aile kurabilirler. Arada virüs saldırıları olduğunda kendilerini koruyabilirler. Zamanla bazıları meyvenin değişik köşelerine göç ederek kendi şehir ve devletlerini kurabilirler.

Sonra, akıllarının ve güçlerinin erimi dışında bir afet gelip onları yerinden sarsar. Ata bakterilerin söylentilerinde geçen sarsıcı deprem gelmiş ve ülkeleri çapında bir sarsıntıya sebep olmuştur. Ve ardından gökten deniz yağmaya başlar..

Yeni yaptıkları evleri, küçük çocuğun okulu, büyük çocuğun düğünü, rakip şirketle girdikleri gökdelen yarışı, garajdaki yarış bisikleti.. hepsi su olup gitmiştir.

Bu noktada, Meyve üzerinde yaşayan bakteriler yerine, Karaciğerlerimizdeki proteinlere de zoom yapabiliriz.

Protein anne, her sabah alarm çaldığında enzim çocuğuna kahvaltı hazırlar. Onu elinden tutup okula kadar götürür ve orada bırakır. Çocuk okulun kantininden çantasına biraz Lipid almıştır. Çıkışta babası onu alır ve luna para götürür. Cebinden biraz amino asit çıkarıp, çocuğun çantasındaki Lipid ile birleştirir ve bunu uzattığı görevliden bir kaç jeton alır. Çocuk bu jetonları dönme dolap ve  elma kurdu’nun turnikelerinde harcar..
..günler günleri kovalar..

 

 

 

 

 

 

 

So..

Görüleceği üzere “küçükler alemi”nde hayli incelikli hayli debdebeli işler gerçekleşiyor.

Ve bizler de çok detaylı ve muazzam işler yapıyoruz.. himm. Peki o halde:

Animasyondaki Mor canlı..
ya da
Önce dünya hücresini, sonra mars hücresini zehirleyen, başka bir canlının vücudundaki kanser hücresi/bakteriler bizlersek?

// PS: Bir virüs için iki kolumuz arasındaki mesafe, bizim ölçeğimizde Dünya Uranüs arası bir mesafeye tekabül eder.


Görsel: tedxbrussels

0 Wikipedia

Sanırım hatırlayanlarımız vardır. Microsoft inanılmaz büyük bir emek ve sermaye koyarak 1993/5’lerden 2009’a kadar ENCARTA Ansiklopedisi CD’leri çıkarmıştı.

Takdire şayan ve ayakta alkışlanılması gereken bir ürün.

Pek çok şey gibi, Microsoft gibi teknolojinin göbeğinde bir firma tarafından çıkarılıyor olsa da Encarta da teknolojiye yenik düştü. Şimdilerde kim bilir hangi tozlu raflarda belki tavan arasındadır. Belki sadece koleksiyonerler hala muhafaza ediyorlardır.

İnternet altyapılarının daha yüksek bant genişliklerine olanak sunması ve aynı zamanda trafiğinde ucuzlamasıyla World Wide Web gün geçtikçe yaygınlaştı. Google, Stanford’tan taştı..

Encarta’dan 2 yıl sonra, 2001’de; Microsoft gibi tonlarca profesör ve uzmana, tonlarca dolar ödeme vaat etmeyen, hatta bir kişi 100 sayfalık bir içerik hazırlasa, 0,1 $ dahi almayacağı, insanların yoldan geçerken uğradıklarında üye bile olmadan sayfaları değiştirebildikleri farklı bir ansiklopedi ortaya çıktı: Wikipedia.

Dan Pink‘in Tüm işverenlerin dinlemesi farz olan “Şaşırtıcı Motivasyon” başlıklı konuşmasında söylediği gibi;

O zamanlar bir işletmeci ya da ekomiste sorsak hiç biri wikipedia’nın başarılı olacağını söylemezdi.

“Yani.. yapma demiyorum.. Hobi olarak yine yap.. ama çok da bir şey bekleme” 🙂

 

2018 itibariyle Wikipedia:

Kayıtlı üye sayısı: 33.6 Milyon
Günlük eklenen makale sayısı: 1500
Makalelerin düzeltilme sayısı: 2,44 Milyar
En çok gösterim almış sayfası: Yıllar Göre Ölümler sayfası
2017 en çok gösterim almış 2. sayfası: Donald Trump

An itibariyle İngilizce makale sayısı: 5,70 Milyon 
Toplama göre İngilizce içerik yüzdesi: %13
Türkçe makale sayısına göre ~315 bin makale ile 30. sırada
1 adet makale ile Krikçe  300. sırada
Aktif kullanıcılar arasından, aktif editörlük yapanlar: 1000’de 5
//Komik bir Türkiye hikayesi olarak, daha önceki editör birisi, sırf ego yüzünden, ısrarla yazdıklarımı silene  kadar, ben de denk geldikçe bildiğim kadarıyla bir şeyler yazıyordum. Hatta hemen her yıl bağış da yapıyordum.

Aylık ortalama sayfa gösterim 18 MİLYAR olan Wikipedia, yine komik bir Türkiye hikayesiyle,  HALA yasaklı.

 

Ama dilerseniz W harfinin başına Sıfır yazarak ilgili sayfayı görebilirsiniz 😉


expandedramblings, meta.wikimedia
görsel

USD/TRY Uzak Doğuda Görece Sakin Açıldı

SBD ve STEEM coinleri genelde Dolar cinsinden değerlendirildiği için, Dolar‘ın yüksek olması ilk başında Steemit kullanıcıları için iyi görünüyor.

TR‘den TL ile mal alıp, yurt dışarıda Dolar ile satıyorsanız ve mümkünse bu esnada Yurt dışında yaşıyorsanız kabul ama böyle değilse ve TR’de yaşıyorsanız, uzun vadede doların artması bizler içinde hoş bir durum olmaz.

Zaten bu yüzden bir önceki yazının başlığı da Dolar 5.40 olsun idi..

// Dolar değil de Steem‘in değeri Dolar cinsinden artarsa işte o zaman daha rahat sevinebiliriz 😉

Bahsi geçen yazıda, 4 Saatlik grafikte, 100 günlük ortalama gibi ciddi ve yavaş hareket eden bir ortalamaya bakmış ve azıcık da olsa, fiyatın ortalamanın altında olmasında umut devşirmeye çalışmıştık.

Şu saatlerde Uzak Doğu piyasaları açılmış durumda. Bayram öncesindeki gibi bir bizim savunma yapamadığımız bir atak durumu henüz söz konusu değil. (Tabi uyanınca çok farklı şeyler olmuş olabilir onu bilemem)

Umarım, bu sakinlik ve Ortalamanın altında kalma durumu devam eder.

Bu arada çoğu zaman, fiyat bir desteği kırdığında, sanki minik bir özür dileme gibi geri gelir ve o kırıp geçtiği desteğin gönlünü almaya çalışır sonra yine yoluna devam eder. Bu hareket Düz Trend Line’larda olduğu gibi pek ala Ortalama gibi Eğrilerde de yaşanabilir.

Ne demek istiyorum; şu anda bahsi geçen 100 günlük Ortalama Eğrisi 6.055 civarında. Ola ki böyle bir “ya seni de kırdım şekerim ama piyasayı sen de biliyorsun kusuruma bakma lütfen” hareketi 🙂 yaşanırsa, 6.06‘ya kadar sıkıntı yok. Buradan tekrar aşağı gelmesini bekleyebilir ve temenni edebiliriz.

//Böyle olmaz da, Allah korusun yeniden “ver mehteri” yaparsa vay halimize.. [8.78 bile olabilir]

 

Biz yine üste doğru değil alta doğru Fibo’lara bakıp 5.40-5.50 hatta 5 ve 4.30 olmasını dileyelim..

 

Trumpgiller Yanılgısı: Dünyayı Kendi Çevresinde Dönüyor Sanmak

Laf yeri geldiğinden “Koca koca insanlar” diyoruz. Hatta o kadar kocaman ki Devletin başına geçmişler.

Lakin 1 şeyi iyi yapmakla, her şeyi iyi yaptığını zannedecek kadar aymazlık içindeler. Ki iyi yaptıklarını iddia ettikleri şeyin de ne derece iyi olduğu tartışılır.

Biraz, “Pampa sen daha adını duymamışken, ben yıllar önce hesap açmıştım” modunda olacak belki ama Trump, başkanlık yarışına girmeden çok önce Zegin Baba Yoksul Baba kitabı (ve serisinin) yazarı Rober Kiyosaki ile birlikte kaleme aldıkları Why We want You To be Rich ile duymuştum.

 

İkisi de hayli çok zengin olmuş insanlardı ve zengin olma ipuçları veriyorlardı. Trump emlak dünyasından geliyordu ve gözü pek şekilde çoğu kimsenin cesaret edemediği işlere girmiş ve bolca kazançlı çıkmıştı.

Bir an kendinizi yerine koyun.
Paranız var. Satış ve kira geliri amacıyla, sizin kadar gelişmiş olmasa da hatırı sayılır bir şehrin en pahalı yerlerinden birinde masrafa girip,  bir gökdelen dikmek için para harcar mıydınız?  //kira demişken Trump Tower’ın havalı kiracıları arasında Rıza Sarraf da var, iktidar da ben olsam bu kozu kullanırdım 😉

Atıyorum, Malezya’da bunu yapmak için efor ve para sarf eder miydiniz?

Trump bunu ve çok daha fazlasını yapıp başardığını gördüğü için haklı olarak gözü pek bir halde.

     

Lakin her gözü pek kişi gibi, kendi yumruğunu demir yumruk sanıyor. Ve enikonu yanılıyor.

Yükselişi esnasında gördüklerini daima devam edecek sanıyor. Oysa böyle bir şey teknik olarak mümkün değil. Bkz: Moğollar, bkz: Osmanlı, bkz: Avusturya-Macaristan İmp.

İşin daha vahimi Trump ve Trump gibiler, olayı iyice kişiselleştiriyor ve şunu diyebiliyor:

Harika iş çıkartan birini nasıl azledebilirsiniz bilemiyorum. Şunu söyleyebilirim eğer herhangi bir zamanda azledilirsem bence piyasa (ABD ekonomisi) çöker. Herkes yoksullaşır.

Komik olduğu kadar, (iktidar) sarhoşluğunun kokusu da geliyor:
“İş çıkardım, o halde hiç bir konuda yargılanmam lazım.”

 


Görsel: 0wikipedia, sputniknews

İşlemcinin Tüm Çekirdeklerini Kullanarak Binlerce Resmi Küçültme

Katalog ya da büyük bir alış veriş sitesi hazırlamış olanlar bilir; Resmin küçük orta ve büyük hali gereklidir.

Ancak tasarımcıya verilen resimlerin boyutları tutarsızdır. Amatörcanlar ve bazı yazılımcı kafalar “`<img width=”800″>“` yerine hemen  “`<img width=”400″>“` yazarak pratik bir iş yaptıklarını sanır. Oysa resimler ezilip büzülmüş, çok çirkin bir görüntü ortaya çıkmıştır.

Yapılması gereken, her bir resmin her boyutunun tek tek hazırlanmasıdır.

PhotoShop Action

Kaliteli bir sonuç isteniyorsa, şöyle veya böyle resimlerin ham halinin elden geçmesi gerekmekte. Ancak alış veriş sitesi gibi projeler için aynı resmin 3-5 farklı boyutu da gerekiyor. Bu durumda PhotoShop Action‘ları hayat kurtarıcı olabilir.

Yapılacak işin bir kez Action’a kayıt edilmesi ve sonrasında ilgili klasörler için bu Action’ın çalıştırılması hayli pratik olacaktır.

 

Peki on binlerce resim varsa?

Çok ama harbiden çok sayıda resim için Action’lar da iş görecektir ancak, PhotoShop üzerinden bunu yapmak hayli zaman alacaktır.

Onun yerine photoshop gibi güçlü bir arayüzle makinayı yormadan, bilgisayardaki tüm işlemcileri aynı anda kullanarak küçültme işlemini Pyhton’a yaptırmak çok daha verimli olabilir 😉

 

 

CopyLeft rahatlığında dilediğiniz gibi kullanabilirsiniz 😉

4 çekirdek intel i3 ile sonuç:
Çoğunluğu 1920, 1600 gibi boyutlardaki 1000 adet resmin,
300×300 boyuta kültme süresi
10,05 saniye!

 


Görseller: overclockers, wall.alphacoders

Son 30 Yılın Ekonomisi, Ali Babacan ve Tarih

Beş gün önce, Türk Lirasının REEL değeri, 2003’ten bu yana en düşük seviyesine geldi. Ardından Merkez Bankası hayli yüksel oranda Faizleri arttırdı. Devamında kurlar düştü ama bu düşüş sınırlı kaldı. An itibariyle Dolar hala 4.50‘lerde dolanıyor.


Derdim öyle günlük siyasi tartışmalar değil, biraz daha uzaktan bakmak..
Mesela Son ~30 Yıl’ın Grafiğine bakalım.

Her şey o kadar NET ki..

 

Erzurum’lu amca gibi, bir şey anlatmaya gerek yok sanırım.
Grafik, konuşmayı bırak bağırıyor adeta.

Yiğidin hakkı yiğide değil de, Yiğit Bulut’lara verildiği ülkeler yani Kurumsal “Liyakat” Kültürünü geliştirememiş uluslar, çökmeye mahkumdur.

 

Tarih‘in, duyduğunda yerlere yatarak kahkaha attığını düşündüğüm bir cümle var:

Bu topraklar sonsuza kadar bizim