Gezegen Mühendisi Aranıyor #3

Bu başlıkla ilk defa karşılaştıysanız, öncelikle önceki bölümleri de Okumanız önerilir:

Gezegen Mühendisi Aranıyor #1

Gezegen Mühendisi Aranıyor #2

Çünkü birinci kısımda, -mealen- hayal kumaşından yapılmış bir balonda yaşamaktan,
ikinci kısımda, -yine mealen- geçmiş ejderlerin ateşinin günümüzü ısıtmadığından bahsetmiştik ve bunlar şimdiki yazının önceki duraklarını ifade ediyor.


Bahsi geçen gönderilerdeki iki konunun; aynı anda hem sorunu hem de çözümü barından bir kesişim kümesi var:

ANLAMAK

Heyula bir Osmanlı/Türk/Müslüman evreninde; iyi ve kötü her şeyin Türkler/Müslümanlar/İnsanlar için olduğunu sanmak, gerçekteki mevcut durumu Anlamayı hayli zorlaştırıyor.


luggat

 

Bu konuda Google mantığında link by link ilerlediğimizde sağlam bir şekilde Duvara Çarpıyoruz.

Zira öyle çok meşhur olmuş bir söz var ki,
herkes duyunca otomatik olarak Hadis zannediyor ama DEĞİL:

لَوْلاَكَ (لَوْلاَكَ) لَمَا خَلَقْتُ الْأَفْلَاكَ
Levlâke (levlâke) Lema halaktül-eflâk
Sen olmasaydın, kainatı yaratmazdım.

yaa..
şaşırdın mı? Küçüklüğümüzden beri farkında olarak ya da olmayarak o kadar “kabul görmüş” bir şekilde bu sözü duyduğumuz için pek çoklarımız, hele ki kendisini Dev aynasında görmek isteyenler, bu sözü hemen sahiplendi.

Oysa Sahih Hadis kitaplarında arama yapıldığında https://www.sahihhadis.com/ara?q=لَوْلاَكَ
şöyle bir tablo ortaya çıkıyor:

لَوْلاَكَ Sünen-i Nesai’de YOK
لَوْلاَكَ Sünen-i İbni Mace’de YOK
لَوْلاَكَ Muvatta’da YOK
لَوْلاَكَ Sünen-i Darimi’de YOK
لَوْلاَكَ El Müsned’de YOK
لَوْلاَكَ Sünen-i Tirmizi’de YOK
لَوْلاَكَ Riyazus Salihin’de YOK
لَوْلاَكَ Sünen-i Ebu Davud’da YOK
لَوْلاَكَ Sahih-i Muslim’de YOK
لَوْلاَكَ Sahih-i Buhari’de YOK

Sağlam bi şokla duvara çarpanlar olabilir, sindirmek için sakin bir yere çekilip iki dakika mola verin,
olmadı, kendinizi ikna edemiyorsanız buradan detaylı açıklamaları okuyabilirsiniz.

Hala bi hışımla “Sen de kimsin? bi arama yapmışsın sonuç çıkmıyor diye çamur atıyorsun, belki yanlış arama yapıyorsun ya da sitede hata var belki, üstelik link verdiğin site belki de ateistlerin sitesi ne malum..” diyenler için Acıbadem Üniversitesi’nde bu işlerin Doktoru olan Emre Dorman‘dan bir video koyayım.

 


Evet, biraz kendi sınırlarına gelenlerle devam edelim.
Kainatın, Peygamber için yaratılması söz konusu değilse, Senin için yaratılmış olması ihtimal dahilinde bile olmasa gerek..

Ama yine de; temeli olmamasına rağmen güçlü bir şekilde benimsemiş olduğun, keten helva ağırlığında fakat titanyum direncindeki, kerameti kendinden menkul (ön) Yargılarını düşünerek, senin seveceğin birisinin kullandığı bir örneği vereyim:

Kainatta ‘hiçbir insana gözükmeden’ var olup ölen varlıklar üzerinden düşündüğümüzde anlıyoruz ki: Bütün bunların tek muhatabı insanlar değil.


tv111

 

 


 

Örnekler vereyim derken daha suya sabuna dokunmadan yazı yine uzamış.. Sonraki yazıda devam etmek üzere bitirmeden önce burada kısa bir toparlama yapayım:

Kainat, Peygamber için bile yaratılmamışken;
“Alemler benim için, Asıl olan benim” deyip kendini Evrenin Merkezine koyman;
en nazik ve matematiksel denklikte bir ifadeyle:
Evren kadar büyük bir Ukalalıktır.

 


kapak görseli
devam edecek..

Gezegen Mühendisi Aranıyor #2

On the previous episode:
Tez:
— Biz müslüman/türkler çok iyiyiz, geri kalan herkes ya kötü ya düşman,
— Üflesek yıkarız ama yapmıyoruz.

AntiTez:
— Hadi ordan, kendini bilmez.

 


 

Önceki yazının sonunda geçtiği üzre, Fantezistan‘da yaşadığını düşünüyorum ve seni günümüz dünyasına davet etmek istiyorum.

Evet,
İbn-i Heysem optik ilminin babası olabilir. Hatta karanlık oda çalışmalarıyla fotoğraf makinasının yolunu açmıştır desek kimse de itiraz etmez herhalde.
De, papağan gibi “İbn-i Heysem optik ilminin babasıdır”, “İbn-i Heysem optik ilminin babasıdır” deyip durmak bir şey ifade etmiyor. Zira günümüzde çılgın optik cihazlar mevcut.

Mesela bunların en popülerlerinden birisi, neredeyse ~30 yıldır uzayda. Ve hala görevine devam ediyor. Örneğin daha 15 gün önce, 450 milyon ışık yılı ötede, kelimenin tam ve gerçek anlamıyla ölümüne dans eden iki galaksiyi yakalayıp, fotoğraflarını basına sızdırdı.


nasa

Muhtemel ki içinde yaşayan canlılar olabilir, bizim için bu göz alıcı gösteri, aslında onların kıyameti.

Fantezistan vatandaşı arkadaşım okuyor musun? Bugün cümle içinde Heysem kullanacaksan, nokta gelmeden o cümle içinde sana ait Hubble’ın da adı geçmeli. Zamanında çok başarılı olmuş  onca değerli insanın Sadece adını anıp durman, bir şey ifade et-mi-yor!

Dünya şu anda nerede iyi bak:


Galaksileri gördün mü? Küçücük kalan kareleri?
Somut bir şeyler yapmadan sadece Heysem’e Harezmi’ye, Cezeri’ye yaslanıp durdukça, o karelere daha çok benziyorsun.

Belki de anlaman gereken İLK ve en önemli şey: “Anlaman gerektiği”

Hadi senin dilinden konuşayım..
— Kur’an-ı Kerim’in İLK ayeti nedir?
OKU.
(Hatırla; Cebrail “Oku” der, Hz. Peygamber “Ben okuma bilmem” der. Cebrail yine “Oku” der.. “Yaradan Rabbinin adıyla oku..” )

— Bu ayet ne zaman gelmiş?
610 yılında.

Hudeybiye antlaşması maddeleri yazılırken şöyle bir olay yaşanır:

Hz. Peygamber, Hz. Ali’ye,
“Bu Allah’ın Rasulü Muhammed’in Süheyl b. Amr’la yaptığı barış mukabelesidir”
diye yazmasını emredince, Süheyl buna da itiraz ederek

“Ben senin Allah’ın Rasulü olduğuna inansaydım seninle savaşmazdım; sen ancak Muhammed b. Abdullah ile Süheyl b. Amr arasında yapılan barış antlaşması diye yaz.”  der.

Hz. Peygamber Süheyl’in istediği şekilde yazılmasını ister.

Hz. Ali
“Ey Allah’ın Rasulü, ben Allah’ın verdiği bu sıfatı silemem” der.

Bunun üzerine Hz. Peygamber ona “Yerini bana göster” der. Ali yerini gösterince, onu kendi eliyle siler ve Muhammed b. Abdullah diye yazdırır.

Hz. Ali Sempozyumu bildirisi, Doç. Dr. Saffet SANCAKLI, Buhari

— Bu antlaşma (Hudeybiye) ne zaman yapılmıştır?
628 yılında.

Şimdi sana 1000 puanlık uzman sorusu…

Kur’an’ın 610 yılındaki ilk emri OKU.
Hudeybiye ise 628 yılında ve Hz. Peygamber, metindeki “Allah’ın Rasulü” kelimelerinin nerede olduğunu Hz. Aliye soruyor.
Aradan 18 yıl geçmiş ama “Allah” kelimesini bile Okumayı öğrenmemiş..
??

 


devam edecek..
kapak görseli

Gezegen Mühendisi Aranıyor #1

Bunlar hep Yunan soyundan…

İçlerinde Ermeni asıllılar var, işi karıştıran asıl onlar..

Akşam haberlerde gördün di mi? Yeni hava limanı yapılacak diye Merkel nasıl da titriyordu..

Çekemiyorlar abi bizi, bu olanlar hep bu yüzden..

Osmanlı bunlara nasıl davrandı, onlar Türkiye’ye şimdi nasıl davranıyorlar, nankör bunlar..

Avrupa birliği dua etsin, biz onlar gibi değiliz çoluklarına çocuklarına merhamet ediyoruz da gıda ürünleri vermeye devam ediyoruz..

 


lucifer-666

Bir

Bugüne kadar hiç bir Yunanistan vatandaşı ile tanışmadım. Ne bana ne de tanıdığım birisine tokat dahi atan bir Yunan olmadı, duymadım. Fakat ilk okula giderken köpek ısırmasından çok Yunan Gavurundan korkardım.. Üstelik gittiğim o okulda hiç de Yunan olmayan pekala Türk hocalar, tokatın alasını attılar. Hatta Din kültürü hocaları, kız erkek demeden küçücük ellerimizde hunharca Cetvel parçalamaya çalışırdı.

Bi zihin deneyi yapalım;
Bi Alman, bi İngiliz, bi Fransız, bi Yunan, bi Ermeni, bi Türk, bi Kürt, bi Japon, bi Amerikan çocuğu alıp aynı okula yazdırsak. Hiç tarih ve siyaset gibi dersler okumasalar.. Bir birlerine düşman olurlar mı?

Tarih, sözüm ona okumuş devlete amir olmuşların; dedeleri savaştı diye cahilce sürdürdükleri bir kan davasından ibaret.

 

İki

Osmanlı hazinesi savaş ganimetleriyle dolmuştu.. derken bu nasıl olmuştu?
Savaş ganimeti ne demektir? Fetih(?)Savaş bölgesindeki halk, “Hoş geldin Osmancım, altınlarımız, kadınlarımız ve çocuklarımızdan dilediğinizi alabilirsiniz” demiş ve hazine bu şekilde mi dolmuştur?
Onlar Ege’yi almaya geldiler diye yıllardır anlatıyorsun, bu kötü de sen 14 defa Viyana’yı almaya gidiyorsun bu cici mi? Birileri tarladan geçerken yediği üzümün parası dala assa ama aynı zamanda bütün ülkene, yerine yurduna el koysa ayağa kalıp alkışlayacak mısın?

 

Üç

Avrupa ülkelerinin toplam ithalatında, Türkiye’nin payı %4
Evet sadece %4, yazıyla: yüzde dört.

Avrupa’nın bu %4’lük ithalatı, Türkiye’nin ihracatının ~50%‘sini oluşturuyor.

Bi şekilde sabrını taşırsalar ve  Türkiye Avrupa’ya restini çekse.. ” kardeşim size 1 iğne dahi vermeyeceğim, sizden de 1 çivi dahi almayacağım “ dese.. Azıcık düşün bakalım; bu olayı gören Ekonomi ve Matematik kendilerini yere atıp, kaç dakika boyunca kahkahaya boğulur..

 


 

Shire, Caprica, Dune, Pandora.. hangi Fantazya’da yaşıyorsun bilmiyorum ama çoktan bir kaç çağ birden atlamış olan Günümüz Dünyasına da uğraman lazım. Ki, okuyup anlayasın ve ona göre adım atabilesin..

devam edecek..

// Başlık görseli

Sigortalı İş Tanrısı ve Kafirler

Belki de hep yanlış taraftayız.

Felsefi ve fikri tartışmalara girme cesareti olmayan bir kısım mütedeyyin camiada çok kullanılan bir argüman var:
— Ahiret varsa? Ben namazımı kılıp, oruç tutmakla çok bir şey kaybetmiyorum, Ahiret varsa kazançlıyım, yoksa bir kaybım yok.

Önceleri bu argüman mantıklı gelirdi.
Ancak sonraları ve özellikle son dönemler fark ettim ki; Ahirete inandığını söyleyenlerin %98’i gerçekten buna inanyor.

Mesela böyle kişilerden bazıları ahiret ve kader inancında bir tık daha ileri aşamaya geçip şöyle diyor:
— Şu anda bu odada isem, bu kaderimde var olduğu için buradayım. İsteseydim bile başka bir yerde olamazdım. Cennete gimek kaderimde varsa, ayyaş bile olsam bir süre istemesem bile namaz kılan birisi olurum.

Kader mevsuzunu baştan yanlış anlamış arkadaş. Ve Ulu(?) Alimler(?), “kader meselesini çok kurcalamayın dinden çıkabiliriniz” dedikleri için, yanlış anladığı mevzunun doğrusu nedir araştırmaya hiç yanaşmamış bile.

// [ İlginçtir ki; kader konusunu, bu alimlerin(?) aksine kısa ve net bir şekilde gayet anlaşılır bir şekilde anlatabilirim. İster İmam-ı Azam  ister Bediüzzaman kimden dinlemek isterseniz ondan dinleyin. Gelin bir de ben  anlatayım. Hangisinde daha net anlaşıldığına siz karar verin. Hodri Meydan! ] //

Üstteki anlayıştan devam edelim.
Neredeyse özgür iradesiz bir şekilde bu odada bulunmak kadere tabi ise bu kişilere şu soruları sormak gerek:

— Karşıdan karşıya geçerken neden sola-sağa bakarak yahut yeşil ışıkta geçiyorsun? Kaderinde ölmek yoksa, otobana bile atlasan ölmezsin ki. Senin iddia ettiğin bir şekildeki kader anlayışına göre yeşil ışık kontolü yapman, ilahi yargıyı sorgulamak hatta ona güvenmemek değil mi?

— Her türlü tedbiri alsan da nasıl olsa hastalanacaksan, neden kendine dikkat etmeye çalışıyorsun ki. İdeal bir kader yaklaşımında bunun makul bir açıklaması olabilir fakat senin inandığın şekildeki kader anlayışına göre, kışın ortasında incecik bir kıyafetle sabahtan akşama kadar kar topu oynayabilirsin. Nasıl olsa hasta olmak kaderinde yoksa hasta olmazsın. Zaten hasta olacaksan da evde otururken de hasta olursun.

— Yiyecek bir lokma nasbibin varsa, Hindistan’dan da olsa Yemen’den de olsa bu nasip sana geliyorsa,
veya emekli olduğunda yiyecek nasibin varsa
yahut 60’ından sonra 6 defa ameliyat olup ücretsiz bakım yapılması kaderinde varsa nedir bu Sigortalı İş meselesine tapınma?

Madem benim sağlık durumumun ileride iyi olması yahut yaşlı iken yiyip içeceklerimin Sağlayıcısı, sigortalı iş tanrısı o halde neden bu tanrıya şirk koşup kafirlik yapıyorsun?

 

 

 

Kendimizden Dünyaya İhracatla Cari Açık Borcunu Ödeme

İrdelemesini yaptığımız üzere, geçmiş ve günümüz dünya insanları Benim İçin o kadar çok şey hazırlamışlar ki, bir minnet bir teşekkür göstergesi olarak benim de dünya insanları için bir şeyler yapmam lazım.

Burada bir parantez açayım, bağış ve hibe modunda bir şeylerden bahsetmiyorum. Ücreti mukabilinde bir şeyler sunmak da dünya için bir katkıdır. Örneğin yarım milyar dolar hasılat ile Wachowski Brothers/Sisters’ın Matrix’i çekip insanlara sunması, Bir Şey Yapmaktır. Felsefesiyle, çekim teknikleriyle, müzikleriyle.. yeni bir devir başlatmıştır. Fakat bir şeyler yapmak için mutlaka böyle debdebeli şeyler şart değil elbet. Körler için akıllı baston fabrikası kurmak da böyle bir baston fikrini üretmek de bir şey yapmaya dahil.


SesliSözlük

 

Hatırlarsak bu noktaya gelirken bir konumuz daha vardı; ülkedeki Cari Açık Benim Yüzümden meselesi.

O halde öyle bir şey yapayım ki;
Hem
kendi sebep olduğum cari açık sorunun çözümüne katkı susun,
hem de
insanlığa olan teşekkür borcumu ödememe yardımcı olsun.

 

— Tamam. Güzel Felsefe yaptın. Da’, somut ve pratik örneklerde tam olarak ne yapmaktan bahsediyorsun?

Takdir edersiniz ki bunun binlerce farklı cevabı olabilir. Benim burada örnekleyeceklerimden çok daha güzelleri de vardır elbet. Ama anlatmak istediğim temel yaklaşım daha iyi pekişmesi adına bir kaç misal yazayım:

Kozmetik senin için olmazsa olmazlardan mı? Aynanın önünde kreminden kirpik kıvırma aletine kadar set set ürünler mi var.
Düşün! De ki:
— “Bunca ürününün bana gelmesi için binlerce insan nice emek sarf etmiş. Yüzlercesi neler icat etmiş. Öyle bir şey yapayım ki kozmetik dünyasında bir damla da benden olsun. Bu ne olabilir? Ne yapabilirim? Hatta bu öyle bir şey olsun ki, ülkeye döviz girmesini de sağlasın ki sebep olduğum cari açık azalsın.”

//Alanım olmadığı için bu konuda ahkam kesemem ama uzaktan gözlerimden konuşabilirim sanırım.

Gördüğüm kadarıyla, Endonezyda’dan Fas’a kadar milyonlarca tesettürlü bayan, makyaj yapıyor. Fakat bunların bir kısmı abdest alırken su geçirmediği için oje kullanmıyor.

Buyur. Üzerinde çalış, ArGe yap, sor soruştur; Su Geçiren Oje üret. Ülkeye yüklüce döviz girdisi olsun ve kozmetik dünyasındaki milyonlarca kişinin bir sorunu çözerek yaşadığın dünyaya teşekkür et.


We Heart It

Kendi üretme imkanın yok mu? Patentini al ve fikrini firmalara sun. Patent olayı olmadı mı, yüzlerce firmaya mail at fikrinden bahset. Sana “yok, olmaz” diyen firmalardan birisi 6 ay sonra “olmaz dediler biz yaptık: İşte su geçiren organik oje” gibi.. reklamlar yaparsa, hayıflanmana gerek yok. Sen insanlığa vefanı göstermiş oldun. Üstelik onca meşakkati çekmeden 😉

Müzik dinlemeyi çok seviyorsun. Hatta müziksiz asla diyenlerden misin?

Uykusuz bir gecenin sabahında kuşlar güneşi selamlarken aklına akın eden o sözleri hemen not al.  Şöyle bir şarkı olsa.. dediğin şarkıyı sen yaz. O şarkının radyolarda çalınması için gereken neyse yap. İmkanın yok ve yapamıyor musun. Sözlerin sana ait olduğunu Noter’e onaylat ardından sosyal medyadan, dm’lerden sanatçılara ve yapım şirketlerine gönder.

Hazır yapmışken, müziğin evrenselliğini kullanıp bunu tüm dünya insanlarını kuşatacak şekilde yap.

Olmadı türkçe haliyle bile olsa diğer ülkelerdeki kişileri eserinden bi şekilde haberdar et. Biz nasıl ispanyolca/ingilizce/korece şarkılar dinliyorsak, başkaları da pek ala türkçe şarkılar dinleyebilir.

Yüzük taşıyıcısı kahramanı Frodo’nun Selda Bağcan hayranlığı

 

Ümmet Özcan – Çin’de İzmir Marşı Remix

Yazılımcı isen hiç kaçarın yok 🙂 Ürünlerini açık kaynak olarak paylaşman mümkün olduğu gibi her hangi bir site ya da uygulamayı  tüm dünyaya sunabilirsin. Sunmalısın.

Böylece hem diğer insanlar da bundan faydalanırken, cari açıktan yakınmak yerine ülkeye döviz girmesini sağlayabilirsin.

 

Yapılacak şeyin tümden yeni bir icat/fikir/ürün olmasına da gerek. Mevcudun üzerine 1-2 tık daha eklese yeter.

Finalde 2 kelimelik, vurgulu özet yapacak olursak; Cari açığın azalması ve insanlığa teşekkür için:
Üretim! İhracat!

“Bu muydu yani, her zaman duyduğumuz “Üretim yap ve İhraç et” lafı mıydı diyeceğin?”

Evet.
Ancak “LAF” değil. İlk yazıdan itibaren yazıları atlamadan, videoları sardırmadan izledi isen İDRAK ederek söylenmiş bir “üretim ve ihracat” sözü bu. Öyle ki;
“Türkiye’nin ihraç edilecek ürünler yapıp satması lazım ülkenin yoksa bu işler düzelmez”
şeklinde GoyGoy’dan alıp şuraya getiren bir söz:
— “Kısa olsalar bile KENDİ yazdığım hikayeleri/yazıları ingilizce, almanca, ispanyolca ve diğer diller de yazmam/çevirisini yaptırmam LAZIM”, “Kendim bir çizdiğim yapmalı ve ya fotoğraf çekmeliyim ve bunu paylaşırken ingilizce etiket kullanmam Lazım, Yurt dışı galerilere ve bianellere başvurmam Lazım”
.. anlaşıldı ise türevleri çoğaltılabilir 😉

// İhracat’ın da ötesine çalışan Başka bir kafa daha var aslında. Fakat bu sefer ben aradan çekileyim ve onu keşfetme işi de sizin olsun. Haritanın yerini biliyorsunuz 😉


Kapak görseli

//Hataları gözden geçireyim derken konu bazen yeni eklemelerle hayli uzuyor ve ikinci bir yazıya bölmek gerekiyor. Güneş de siyahı maviye boyamaya başlamışken, hiç o topa girmeden bu hayliyle yayınlıyorum, anlatım bozuklukları ya da imla hataları varsa şimdiden affola.

Bi şeyler yapmam lazım

Bir önceki yazıda bazı düşünce biçimlerine geç kalmaktan bahsetmiştim. Yazıda Edelkrone ekibi ve Kadir Köymen’in vurgu yaptığı düşüncelerden birisinin iki kelimelik özeti vardı: Benim Yüzümden.

Şayet bu iki kelimenin; ortalama bir kitaba karşılık gelebilecek kadar söylediği onca şeyi yeterince içselleştirebilirsek, ikinci bir düşünce dalgası geliyor: Vefa.
-Vatanı ve milletinden bağımsız- birileri, Benim için bir şeyler yaptı. Aslında gayet iyi bildiğimiz bu duruma aymak, emeği geçenlere Teşekkür Etme düşüncesini de beraberinde getiriyor.

Sırf dile yapıştığı için, hissetmeden söylenen “Yayında ve yapımda emeği geçen herkese teşekkürler” oktavında duyulunca komik(?) ama yudum yudum üzerinde düşününce; bizatihi kendilerimizin o birilerine minnettar olmamız gerektiği hüveyda bir durumdan söz edeceğim.

 

Mesela şu anda, bu satırları yazabiliyorum;

Çünkü;

Çin’de Liu’nun kurduğu Lenovo firması önümdeki bilgisayarı üretmiş durumda. Keza Liu’nun bunu üretebilmesi için, 1911’de üç şirketin CTR adı altında birleşmesi ve ardından Thomas J. Watson’ın IBM vizyonu gerekmişti.

IBM tecrübesini ardına alan bir bilgisayarın işleyebilmesi için örneğin; sadece elektrik tarafında Tesla, Faraday, Volta ve Otto von Guericke gibi pek çok isim yıllarca çalıştı.

 


Babbage’nin Fark Makinası Örneği, e-bergi

Yazılım tarafında ise;
El Harezmi, Algoritma kavramına isim olduktan yıllar sonra, Bilgisayarların Annesi Ada Lovelace; Charles Babbage‘ın hayalini kurduğu Analitik Makina için İlk Bilgisayar Programını yazdı.

 


Ada Lovelance, wikiwand

 

Beynin nasıl düşünce ürettiğinin ve sinirlere duyguları nasıl aktardığının, matematiksel bir modelini yaratmak istediğini

söyleyen Ada Lovelance, analitik makina için yazdığı notlarda, bu makinanın hesap makinasından farklı olduğundan, bilimsel yöntemlerle analizi yapılabilecek pek çok şeyi yapabileceğinden, hatta kendi motorunun değişimine duyarlı olabileceğinden ancak sadece emredilen şeyleri yapıp, gerçek bir tahmin gücü olmadığından bahsetti ve Bernoulli sayılarını hesaplama yöntemi sundu.
// Yapay zeka tartışmaları bu işin Genlerinde varsa demek ki  Benzer şekilde Alan Turing’in de konuyla ilgili hayli ilginç konuşmaları mevcut. Diğer yandan Turgin’den öncesi de mevcut. Makinaların hayli işlevsel, zaman zaman da insansı davranışlar sergileyebileceği düşüncesinin sinemaya yanması robot kelimesinin yaygınlaşmasından da önce.

 


Scientific American, Virginia.edu, Ada and the First Computer .pdf

 

Elbette Ada‘nın bunları yapabilmesi için Bernoulli’nin
13 + 23 + 33 + 43.. .. =?
14 + 24 + 34 + 44.. .. =?
1m + 2m + 3m + 4m.. .. =?
denklemlerine kafa yormuş olması gerektiği gibi, 1801’de Joseph Marie Jacquard‘ın Delikli Kartla çalışan Dokuma Tezgahlarını icat etmesi gerekiyordu. Hani şu çoğu kilim ve çek yat örtüleri var ya, Jakarlı dokuma denilen..


Jakarlı dokuma, görsel: aliexpress

Delikli kart demişken..
Tam yerinde, elimiz kalbimizde, kalbimiz beynimizde bir anma yapalım 😉

 

 

E eşimdi bunu anmışken, şunu da anmadan olmaz 😉

 

 

Bu son andığımız videoları bile bizim 15 dakikada ya da 15 günde izleyebilmemiz için, dünyanın çeşitli yerlerinde çeşit çeşit insan, nice emek sarf etti / ediyor.

“E parasını veriyoruz ya” diyecek olunursa şunu belirtmekte fayda var:
Saçları bilgelikten gümüş beyazına dönmüş bir yaşlının elini öpmekle, onun verdiği bayram harçlığı aynı kefede tartılamaz. Bir şeyin ederi ile değeri aynı şey değildir.

İnternette gezinirken, Kahve içerken, Spor yaparken, Yemek yerken, Alış veriş yaparken, Belki de çağrı merkezindeki bi çalışana bağırırken.. o kadar çok kişiye o kadar çok şey borçluyuz ki.

Evet, cari açık benim yüzümden.
Ama bunun da ötesinde, dünya üzerindeki farklı ülkelerden yüzlerce, binlerce, yüz binlerce insan benim için bir şeyler yaptı.

Ve benim de onlar için bir şeyler yapmam lazım.

Bilmem derinlemesine idrak ederek bir kere daha hizalabildik mi.. öyle ise söyleyecek bir kaç çift sözüm daha var 😉


Kaynaklar ve İleri Okuma:
Kapak Görseli: gloria di simone
https://e-bergi.com/y/charles-babbage/
http://www.cs.yale.edu/homes/tap/Files/ada-lovelace-notes.html
https://matematikblogu.wordpress.com/2011/10/23/bernoulli-sayilari/
https://www.wikiwand.com/tr/Ada_Lovelace
http://www.cs.virginia.edu/~robins/Ada_and_the_First_Computer.pdf

Başka bir şey Kafası

Yaklaşık yirmi gün önce yazdığım bir yorumda şöyle demiş idim:

İnsan canlısı neden konuşur/yazar?
Kendini pekiştirmek için

Şimdi yazacaklarım da konuyu hem kendime tekrar etmek için, hem de olur da bu yazıya denk gelen olursa, “Başka bir şey Kafası” hakkında onu da düşünmeye davet etmek için.


Soğuk bir kış gecesi, şehre yeni bir balıkçı gelmişti.. diye başlamayacağım 🙂 Zira edebi şeyler ustaların işi 😉


1000 Kitap

Ama Ocak’tı. Tarih atarken hala 2015’e gidiyordu elimiz.

Bazen, bazı şeyler olanca büyüklüğü ile burnumuzun ucundadır. Fakat İDRAK etmemiz için takvime yazılı rakamların bolca değişmesi gerekir.

Barış Özcan bir video paylaşmıştı. Başlıkta “Pijamayla çalışmak” görünce, işe gitmeden çalışma kültüründen bahsedeceğini düşünerek play’e basmıştım.

 

Fakat başlığın devamındaki #BaşkaBirŞey benim için süpriz olmuştu.

(Doğru kabul edilenin sürpriz değil, süpriz olması gerektiği konusunda TDK’nın inadına karşı direnmek lazım diyerek, bu kelimeyi kullandığım çoğu zaman TDK’ya link vererek kullanıyordum. Lakin ki her zamanki devlet basiretsizliği söz konusu. Sozluk.gov.tr yönlendirmesi yapmışlar ve direk kelimelere ait sayfalara link vermeyi kaldırmışlar -ya da zorlaştırdıkları için ben bulamadım-. Ben de başka sayfaya link verdim)

Video’da Edelkrone şirketi çatısı altında işini harika yapan insanlar vardı. Dahası iş yapış biçimleri de enteresandı. Öyle “Müdür Google’ın ofisinde atari ve play station varmış” değildi sadece mesele.

“Şirket içi demokrasi” gibi, duyunca kulağa güzel gelen ama hiç alışık olmadığımız için “İyi de uygulamada nasıl olacak?” dedirten bir şeyden de bahsediyorlardı.

Elbetteki; sıra dışı şekilde başka bir şeylerden bahseden bu kanaldaki videoları resmen höpürdüm 🙂

Vakti olan hemen şimdi izlemeye başlayabilir.. Zira devamında yazacaklarımın daha iyi İDRAK edilmesi için videoların izlenmiş olması daha güzel olacaktır. Çünkü “anlamak”tan değil, “İdrak etmek”ten bahsediyorum.


kutsal bilgi kaynağı

 

Başka Bir Şey Sezon 1 Bölüm 1

 

Başka Bir Şey Sezon 1 Bölüm 2

 

Başka Bir Şey Sezon 1 Bölüm 3

 

Başka Bir Şey Sezon 1 Bölüm 4

 

5. Bölümde kullanılan müzik için izinler gözden kaçmış sanırım ve işleri karıştırmış biraz,
6. Bölümden devam edelim..

Başka Bir Şey Sezon 6 – Uçurumdan Atlamak

 

Buraya kadar susuzca izledim.
Sonraki bölümler zaman içinde gelmeye devam etti. Bütünlük olması açısından diğerlerini de buraya ekliyorum.

Başka Bir Şey Sezon 1 Bölüm 7 – Lan Olm Kalk

 

Başka Bir Şey Sezon 1 Bölüm 8

 

Başka Bir Şey Sezon 1 Bölüm 9

 

Başka Bir Şey Sezon 1 Bölüm 10 Final

Part 1

 

Part 2

 

Part 3

 

Bir süre sonra, bölümler bitti. Hatta aradan biraz vakit geçtikten sonra tüm videolar kalktı.

Sonra İkinci Sezon geldi. Eskiler de geldi, ancak bu sefer, yeni videolarda DAHA Başka Bir Şey‘den bahsediyordu.

Yukarı da dediğim gibi, belki hepimizin her gün duyduğu şeylerdi. Ama bilmek ve idrak etmek çok farklı.

Tek tek videoları koyuyorum ki, idrak kümesindeki eleman sayısı artsın. Zira ben hayli geç kalmıştım.

Başka Bir Şey Sezon 2 Bölüm 1 – Benden Bir Şey İsteyin

Başka Bir Şey Sezon 2 Bölüm 2 – Adamlar Yapmış

Başka Bir Şey Sezon 2 Bölüm 3 – Benim Yüzümden

Buraya kadar gelen varsa ne mutlu 🙂 Çünkü Başka Bir Şey’in yapmak istediği önemli şeylerden birisi de sanırım bu. Adım adım, özümseye özümseye izleyenleri bir yere getirmek.

“Benim Yüzümden” bakış açısı hayli sıra dışı ve bi o kadar da doğru bir düşünce yapısı. Bu ülke şu an eskisinden daha fakirse benim “bak bunlar yenebiliyor” dediğim NovaColor pastel boyaların ithal edilmesi yüzünden. Markette  3 tane poşeti dolduran 30 TL’nin şimdi 5 lt yağı bile alamıyor oluşu Benim Yüzümden.

Biliyorum, bazılarımızın -özellikle video’ları atlayarak izleyenlerin ve konuyu derinlemesine düşünmeyen çoğumuzun- zihinleri ve bilinç altları  şu an isyanda. “Ne’lakası var kardeşim.. dolar’n yükselmesi ile benim ne alakam var”  diyor. İlk bakışta gayet normal gibi duran bu düşünce aslında hiç de doğru olmayabilir.

Siz de “ne alaka”, “dövizin yükselmesi yanlış ekonomi politikaları yüzünden” diyorsanız, Evet, tam olarak haksız sayılmazsınız ama rica ediyorum en azından 2. Sezonu yeniden durdurarak, belki yanınızdaki biriyle üzerinde konuşa konuşa yeniden izleyin lütfen.

Şayet aynı çizgide hizalanabildiysek ne güzel 😉
Çünkü daha diyeceklerim var..


Kapak görseli: Bored Panda, Heykelin sanatçısı: Paige Bradley

ve Bitcoin korkusu, Trump’ı twitretir :)

Bir kaç gündür Twitter, Bitcoin ve Donald Trump’ın kesişim kümesinde sıcak olaylar cereyan ediyor.

Günlük takipte olmayan bazıları, Bitcoin’deki düşüşü Trump’a bağladılar. Ancak biliyoruz ki Bitcoin zaten kendi dirençlerinden birisine dokunmuş ve geri dönmeye başlamıştı. Yani düşüşü başlatan Trump değil, belki belki düşüşün devamı esnasında bazı noktalarda basıncın artmasına yardımcı olmuş olabilir.
// Ki Trump’ın çapsız laflarına kanıp elindeki Coin’i satan kişiler olsa olsa; Ripple kafasında, Bitcoin’in felsefesini hiç anlamamış safdiller olabilir. Umarım daha çok zarar ederler 🙂

 

 

Tek doz sataşmamızı da yaptığımıza göre devam edelim 🙂

Şöyle bir örnek olsa; Rusya kültür bakanı çıkıp şöyle dese: “Ne yani, Türkiye’de @tahirozgen, @sudefteri, @muratkbesiroglu, @anadolu varsa Rusya’da da sağlam yazarlar var. Yazarlığın asıl beşiği Rusya’dır.”
😉
Bakan, Rusya’yı övme hatta üstün tutma çabasında olabilir. Ama bu cümleyi sarf etmiş olması bile bazı şeylerin göstergesi olurdu.

Kabul edelim etmeyelim, dünyanın şu andaki lideri Amerika. Ve onun başındaki en yetkili isim, Bitcoin’den bahsediyorsa, iyi ya da kötü olmasından bağımsız, ortada kale alınmış bir hadise var demektir.


Bi tık daha ilerleyelim.. Tweet’in içeriğine bakalım:

İnce bir hava tabakasına bağlı, hayli dalgalı ve para olmayan kripto dövizlerin ve de bitcoin’in hayranı değilim. Düzenlenmemiş kripto varlıklar; kanunsuz davranışları ve uyuşturucu ticareti de dahil olmak üzere diğer yasa dışı faaliyetleri kolaylaştırabilir.
Donald J. Trump @realDonaldTrump

 

🙂
Çok tanıdık geldi değil mi. Bitcoin ile yeni tanışan birilerinin -sanki Bitcoin’den önce dünyada hiç illegeal bir şey yokmuş havasında- söylediği cümlelere çok benziyor.
Çoğu kişi böyle başladı Donald’cım, olur öyle 🙂

Bi tık irdeleyelim…

Trump’ın bu tweeti’i atması;
— Bitcoin’ın yeterince palazlandığının
— Tam da olması gerektiği gibi, coinlerin Devletleri ürküttüğünün
— Yakında savaşın kızışabileceğinin
— Adı geçmese de Libra’nın ciddiyeti arttırdığının

birer göstergesi.

 

Bi tık komplo teorisi kuralım 🙂

Bilimkurgu filmlerinde gördüğümüz, Dünyayı ciddi ciddi şirketlerin yönettiği zamanlara ait karelerin, gerçek hayattaki ilk örneği Facebook olabilir. (bkz: Black Mirror son bölüm)

Amazon pek yakında kendi Fil’ini sahaya sürebilir.

Alphabet (google)’ın Bitcoin’in %25’ine sahip olduğu ayrıca kendi parasını geliştirdiği ortaya çıkabilir.
// Bir süredir Chrome’un haddinden fazla kaynak tüketmesi yüzünden, içten içe huylanıyorum-

Trump ve diğerlerinin korktukları pek ala başlarına gelebilir. (%71 ?). Bunun sonrasında Yaşasın! Bizi kapitalizmden ve devletlerden kurtaracak dediğimiz Coinler, hepimizi güçlünün güçsüzü yediği Darvinist bir ekonominin kucağına atabilir.

..


Görsel: Twitter
İleri okuma: CoinDesk, UzmanCoin, KriptoTeknik

Steem Guess Test Yayınında!

6 Aylık sürecin sonunda Steem Guess nihayet test yayınında!

Block zincirine yazma ve okuma, SSL, eş zamanlı çalışma, steem connect tokenları, çerezler, jquery atraksiyonları, mantıksal sınamalar ve elbetteki css/photoshop eksenli tasarımlar.. nihayetinde hepsi birleşip SteemGuess.com oldu.

Yarın bir başkası da benzer yollardan geçmek isterse diye; zaman zaman bahsi geçen konulardan bazılarını akışımda/sitemde misafir etmemin sebebi de buydu aslında. Tek tek bakınca bir birinden kopuk ögeler gibi dursa da bu tür bir işe niyet eden birisi için yoldaki ışıklı taşlardan olabilir.


görsel

Bu süreçte; finalde ortaya çıkmasını istediğimiz işin güzelliği umudu ve 24 saatlik zamanı öylece T=T0(1-v2/c2) formülünü yazıp bükemediğimiz için yazı ve yorumlarımın sayısında bir takım düşmeler olduğunu kabul ediyorum.

Fakat şükür ki bu kayıplara karşılık, Steem Guess için public beta aşamasına gelebildik.


 

Steem Guess Ne ki?

Yeğenim Rıdvan ile birlikte geliştirdiğimiz,
Bitcoin fiyatını tahmin yarışması.

Ama kuru kuruya değil; kazanan, kaybedenlerden tatlısını alır modunda 

Sistem –UTC saatine göre- her 4 saat saatte bir otomatik turnuva düzenliyor. Bitcoin fiyatını tahmin etmek isteyen herkes, seçtiği zaman(lar)a ait tahminlerini girerek tura katılıyor.
İlgili saat geldiğinde, en yakın tahminde bulunan kişi turu kazanıyor.

Her tahmin Steem Block Zincirine yazılıyor. Kazananı belirlemek için de yine Block Zincirinden okuma yapılıyor. Yani SteemGuess’e ait merkezi bir veri tabanı yok.

Bitcoin fiyatı ise bağımsız ve halka açık başka bir kaynak olan BitFinex üzerinden alınıyor.


 

görsel


Notlar:

— 8511.44 tahmini, beta süreci boyunca sadece görsel (html) olarak orada. Herhangi bir tura katılımı yok.

— Örnek:
Saat 16:00 için
Azra’nın tahmini 12500.50
Esra’nın tahmini 13222.44
Berk’in tahmini 14567.89
Jane’in tahmini 12345.67
Nuri’nin tahmini 12990.00
Heri’nin tahmini 14200.14

Bu kişiler, *En geç* saat 15:00’e kadar bu tahminlerini yazıp tura katılabilirler.
Saat 16:00 olduğunda sistem BitFinex’teki Bitcoin fiyatını okur ve diyelim ki fiyat 13220.15 olmuş.

Bu durumda sistem 2 SBD ile turnuvaya katılan Esra’ya 10.20 SBD ‘lik ödülünü gönderir. (2 x 6 x 0.85 //evet %15 SteemGuess’e kalıyor)

— Aklımızdaki turnuvaya katılım bedeli 2 SBD ancak şu anda tr içinde biz bize 😉 test ederken 0.20 SBD

— Şimdiden geçmişe doğru cüzdanda görebileceğiniz isimler qbdp, sgtest, ayhan, murat, ünver(ler).. ve işlemlerin hepsi, işleyişi test için.

— Beta süreci ve sonrasında da elbette manuel kontrollerimiz de olacak

— Evet, Popup ortalama, buton kenarı yuvarlama, font büyüklüğü ve benzeri ufak tefek yapılacak şeyler var

— Şimdiden rekabetçi ve eğlenceli başka kullanım modellerimiz de mevcut ancak önce hali hazırdaki durumun pişmesi daha sağlıklı geliyor.

— “En iyi eforu sarf etme” sözü vererek, varsa kritik öneme sahip eleştirilere açığız.

— Sistem gayet sade ama yine de tutorial ve video açıklamalar da gelecek.

— “Hemen yapalım” sözü vermemekle birlikte, her türlü öneriye açığız.


kapak görseli
Genel olarak ne dersiniz? Sizce nasıl olmuş?
İngilizce tanıtımlar sonrası global Steemit topluğunda makul bir dönüş alır mı?

 

Mahsuscuktan Müslümanlık & İyilik

Yarın bi yerlere kaçmam lazım. Çünkü hayli yakınlarım “İftar Açımı” düzenliyor.
(?)
10-15 sene öncesine kadar ne sözlüklerde ne de sokaklarda görülmeyen bir şey İftar Açımı.

Fakirlerin ve açların halinden anlama temalı bir ayda, Ramazan Eğlencesi(?) adı altında konserler düzenlemek ne kadar saçma ise İftar Açımı da o derece saçma.

Bankaların %1,2’ye düşen faiz oranıyla Bayram Kredisi ve kıble gösteren pusulalı kredi kartı ile yarışamayacak olsa da “Bakın yüzlerce kişiye davet veriyorum, çok hayır severim”(!) manasına gelen İftar Açımı saçmalığının, gelecek yıllarda daha da cılkının çıkacağını ön görmek güç değil.

Tabi, saraydaki saygıya değmezlerin; ejder meyveli smootie‘si eşliğinde servis edilen zencefilli somonlu suşi ile yüzlerce kişilik iftarlar düzenlediğini gören melevi müslümanlar bundan etkilenmiş olabilir. Ama onları, doğaları gereği böyle yaptıkları için bir nebze mazur görebiliriz.

Benim mazur göremediklerim, “bir şeylerin farkında” olduğunu söyleyip de iyilik ya da müslümanlığını neredeyse davul zurna eşliğinde satış yapanlar.

Nasıl desem..
biraz Mustafa Ceceli gibi..
Evlenmek kadar boşanmak da herkesin en doğal hakkı. Ama ortamlarda “aydiıl pörsın” edasıyla caka satan bir kişi bunu yaparsa, kendisine edilecek lafları hazmetmek için de ideal bir midesi olmalı.

Ya da biraz TV hocaları gibi..
TV’ye çıkan herkes gibi program başına çokça para alabilirler bunda sorun yok ama ayda 600 bin lira alıp insanlara dünya malının kötülüklerinden bahsedemezsin arkadaş.
Böyle demek yerine, “günümüz dünyasında müslümanlar arasından Bill Gates’ler, Zukerberg’ler çıkmalı ve kazancının büyük kısmını, ihtiyaç sahiplerinin kendi düzenini kurması için harcayarak insanlara örnek omalı. Müslüman dediğin hem çok zengin hem de çok hayır sever olmalı” dese kendisiyle çelişmemiş olur.

 

Son günlerde trendlere düşen bir kaç video var, anlatmak istediklerimin bir kısmıyla örtüşüyor.. Beraber bakalım:

 

Bir tane daha bakalım.. //En güzel sosyal deneyler listesinde top 10’da olacağı kesin..

Nasıl iki yüzlü bir toplum olduğumuzu bir buçuk dakika anlatıp bitiriyor.

Yardım etmeyeceksen, yeryüzü meleği gibi gezme. Gösteriş için oruç tutuyorsan tutma.

Tangayla gezecekmişsin gez, burka çarşafı giyecekmişsin giy. Ama jartiyerini gösteren geniş yırtmacın varken başına şal bağlama. (kendi gözlerimle gördüm)

“Doktorluk Kutsal meslek, hayat kurtarmayı çok isterim” deyip,
“Asgari ücret alanlar da ağır şartlarda çalışıyor, doktorların maaşı da asgari ücret olsun” deyince yan çizme.

Her gün sabah namazını kılmıyorsan müslümanlık satma, inanıyorum de yeter.
Filistin haberlerine sızlandıktan sonra, Google’a “Filistine nasıl yardım edilir” diye aramak yerine “Game of Trones 720p izle” yazıyorsan din kardeşliği pazarlama.
Çık mertçe, sırf ünvanı ve parası için doktorluk yaptığını söyle.

Mahsuscuktan müslüman, mahsuscuktan hemşire, mahsuscuktan yardımsever, mahsuscuktan iyi rolü yapma.

Merak etme, sana hitap ediyormuş gibi yazıyorum ama kendime söyleniyorum.


görsel

Gelecek Gelirken: Genç Kalmak

Benim önüme çıkan haberler mi yoksa genel durum mu öyle bilmiyorum ama geleceğe dair ip uçları veren sitelerin çoğunda, belli bir kısmı Biyoloji haberi kaplıyor.

Hatta önde gelen ekonomi dergilerinde bile şöyle bir kapak görebiliyoruz:

Bu adam yaşlanmayı geri çevirebilir mi?

Bu adam dediği kişi ise Osman Kibar. İzmir Belediyesi eski başkanlarından Osman Kibar’ın torunu. Robert mezunu Osman Kibar, doktorasını yaparken kurduğu biyoteknoloji şirketini 470 milyon dolara Novartis’e satmış. Ardından bir firma daha kurmuş ama bu pek başarılı olmamış hatta Pfizer ile davalık olmuşlar. Bunun sonrasında ise yeniden bir firma daha kurmuş: Samumed.

Samumed’in şimdilerdeki değeri 12 Milyar Dolar.

Ortağı John Hood ve Osman Kibar’ın öncelikli iki vaadi vardı: Eklem iltihabı/ağrıları ve Kelliği geri çevirme.
Son zamanlarda bu vaatlerin arasına Alzheimer da eklenmiş durumda.


samumed

 


samumed

 


samumed

 


alzheimersnewstoday

 

Sadece unutkanlık, eklem iltihabı ve kelliğe “Çözüm Umudu“nun güncel kurdan değeri: 71,5 Milyar TL
Şeker hastalığına, obeziteye, cam kemik sendromuna, astigmata, onlarca çeşit kansere  ve daha yüzlerce hastalığa çözümün değerini siz hesaplayın.

İnsanlar az biraz umut ışığı gördüğünde bile neden bu kadar yüksek rakamlar ortaya çıkıyor?

Cevap gayet basit:

Ölümden kaçış


“Güneşin ve göğün, dünya etrafında döndüğü” fikrini bırakıp, “dünyanın güneş etrafında döndüğü” fikrine geçmek nasıl çok büyük bir devrim oldu ise,
Şimdilerde yeni yeni ve büyük bir devrimin eşiğindeyiz zira; her geçen gün daha fazla bilim insanı,  ÖLÜM = HASTALIK fikrine geçiyor.

Askere gitmenin vatandaşlık borcu olduğu fikrinin hakim olduğu bir topluma doğmuş çocuk için yaşı geldiğinde ölüme gitmek, davul zurna ile kutlanacak bir şeyken; İsviçre’de doğmuş bir çocuk için bu durum gayet anlamsız olabilir. Benzer şekilde Ölüm’ün mutlak olduğu inancına hakim bir dünyaya doğan çocuk için de ölmek gayet normal ve mutlaka gerçekleşecek bir durum olabilir. Ve bu yüzden hastalıklara değil de direk ölümün kendisine çözüm aramak aklının ucundan bile geçmeyebilir, geçse bile en başta kendisi inanmadığı için espri/fantezi tadında geçen üç beş dakika sonra uçar gider.

Peki ama böyle uçucu ve uçuk bir fikirken, nasıl olur da “Ölüm=Hastalık” düşüncesi ağırlık kazanabilir?

Sanırım nükteli kısa cevap: Hücre içinde zoom yapmanın dayanılmaz merakı.

Diğer cevap ise şu: Üst üste konulan bilimsel tuğlaların üzerinden bakınca, artık farklı ufukları görebiliyoruz.
Mesela son zaman zamanlardaki tuğlalara kısa bi göz atalım, bakalım nasıl yeni ufuklar vaat edecek..

 


 

Işığı duymak, Kokuyu görmek

Göttingen Üniversitesinden bilim insanları, önce farelerin kulağındaki sese duyarlı hücreleri ışığa duyarlı hale getirdi ardından bu hücreleri ses yerine mavi ışık ile uyardı. Çalışma implant kullanan kişilerde daha prüzsüz ve net bir işitme vaat ediyor.

Işığı duymak mümkün olabiliyorsa, hızlı bir şekilde şunların olabileceğini de pek ala öngörebiliriz;

Renkleri; tadabilir, koklayabilir, sıcaklık ve basınç olarak hissedebiliriz.
Sesleri; görebilir, tadabilir, koklayabilir, hissedebiliriz
Tatları; duyabilir, görebilir, koklayabilir, hissedebiliriz
Kokuları; görebilir, duyabilir, tadabilir, hissedebiliriz
Sıcaklık ve basıncı, görebilir, duyabilir, koklayabilir, duyabiliriz.

(Gen değişimi olmadan algı değiştirme)

 

Elbette bunlar zaten var olan bir duyuyu, farklı bir kanaldan algılamak. Biyoloji üzerinde yeterince kafa yorarak, henüz sahip olmadığımız örneğin Kızıl Ötesini algılama yeteneği ya da Radyo Frekanslarını sezme duyusu kazanabiliriz. Hadi yine abartayım 🙂 Madem algılayabiliyoruz, yayınlama yeteneğimiz de olsun.. Komik gibi duruyor ama bazılarımızın yaşam süresi içinde gerçekleşme ihtimali, gerçekleşmeme ihtimalin çok daha fazla.

 

 

Alttaki video bilimsel bir kaynaktan değil – ama “henüz” değil, uzak olmayan bir süre sonra bilimsel kaynaklardan da benzer içerikler gelebilir –

Üst üstüne konulan bir kaç tuğlaya bakalım dedim ama daha sadece birisine yer vermişken bile yazının hayli uzadığını görüyorum. Şimdilik burada kesip sonraki bir yazıda devam edeyim..


kapak görseli

Witism – Zekaizm: AI ile Üretim ve Dağıtım

Gelecek Gelirken başlıklı yazılarda küçük de olsa günümüzden örnekler verebiliyordum. Bazıları icraata geçmiş bazılarıysa geliştirme aşamasında olan çalışmalardı.

Gelecek Gelirken: That Day.. / O Gün..
Gelecek Gelirken: Start day / Başlangıç günü
Gelecek Gelirken: Yukarı bak çocuk! Ve Toprağı gör.
Gelecek Gelirken: Robotik Tarım

Bugün bahsedeceğim geleceğe dair, henüz ciddi ve geniş çaplı bi icraat görmüş değilim. Bu yüzden az sonra yazacaklarım sadece benim ütopya ve fantezilerimden ibarettir. Umarım gerçek olduğunu da görebiliriz.


Gecenin Müziği yine Lauren Daigle‘dan.. bu kez Come Alive (Dry Bones)
Öylesine dinleyip geçmek yerine loop’a alıp, tadını çıkara çıkara, yudumlaya yudumlaya dinlemeyi  seviyorum. Bu yüzden belli bir süre daha Lauren’dan parçalar paylaşamaya devam edeceğim gibi duruyor 😉


 

Madem tarım işini (de) Robotlar yapıyor.. o zaman meseleyi bir kaç adım daha öteye götürsek..

Hatta çok daha ileri gidip yeni bir dünya düzeni önerelim:

Witism – Zekaizm

YapayZekaİzm ya da artificialIntelligenceism demek pek uygun olmadığı için Wit +ism / Zeka + izm sanırım daha güzel bir isim olabilir 😉

Önce;
kapitalizm’in tanımını (üretim araçlarının özel mülkiyetine ve bunların kâr amacıyla işletilmesi.. ..)
ve
kimisi zaten yaşanan kimisi de pek ala yaşanabilecek olan şu hikayeleri bir düşünün;

Arka sokağa birlerini seven genç bir çift taşınmış. Çocukları da olsun istiyorlar ama biliyorlar ki matematik diye bir şey var. Her ne kadar büyükler “çocuğu veren, rızkını da verir” diyor ama biliyoruz ki rızkı veren, çocuğu aç bırakmıyor tamam ama okul masraflarına pek karışmıyor.

Arka mahallede ise işler biraz daha natameli. Lüx bir restoranda çalışan kadın, yemek saati geldiğinde sürekli servis yaptığı yemeklerden kendisine de servis yapmış. Ama zalim patron bunu görmüş ve kadının maaşının dörtte birini kesmiş. Tartışmalar..

Komşu kıtada ise, arka mahalledeki kadının çalıştığı restoranın bir aylık erzağı için bir köyü katlebilecek açlık çeteleri oluşmuş.

Peki.
Bir de şöyle bir hayalimiz olsun;

Arka sokaktaki kız, kendisi bile farkında değil ama daha çok bebek resmi beğenmeye, annesini her zamankinden daha çok düşüp yer yer ağlamaya ve onu daha sık aramaya başlamış. Wit Zeka / Kıvrak Zeka 😉 işlerin normal olmadığını kızın hamile olduğunu anlasın ve ilgili fonksiyonunda newborns=newborns+1 güncellemesi yapsın ve  7,5  ay sonra Arka Sokak No: 39’a gönderilmek üzere vitamin, aşı, bebek bezi ve göğüs çatlağı kremi üretimini planlasın.

Lüx restoranların yerini, trüf’ten safrana havyardan wagyu’ya her türlü yiyeceğin ücretiz sunulduğu Zekaronlar / Witoranlar almış..

Komşu kıtada seri üretimdeki robotlardan birisi, hattan çıktığı gibi güneşten aldığı enerjiyle kendisinin görevlendirildiği yerde doğru yol almaya başlıyor. Hedefine vardığındaki görevi ise arıza yapmış su kuyusu sistemini yeniden kurmak. Bir başka robot ise, lojistik merkezine yol alıyor. Görevi mekanik arkadaşlarının ürettiği pirinci alıp, sürücüsüz akıllı tırlara yüklemek.


Adilce kodlanmış bir yapay zekanın, enerjisini güneşten alan üretim-dağıtım robotlarını yönettiğini hayal edin.

İsteyen herkesin dilediği ülkenin yemeğini, dilediği şehirde, dilediği kadar yiyebildiğini.. Hiç bir anne babanın, alamadığı oyuncak, ayakkabı, giyecek ya da yiyecek için çocuğuna türlü bahaneler bulmak zorunda olmadığını..

Tarihten biliyoruz ki yeterince kişi hayal edersek, gerçek olur.
Hayal edin!

 


görsel