Gelecek Gelirken: Yukarı bak çocuk! Ve Toprağı gör.

Şu anda yazarken yeni tanıştığım bir ismi dinliyorum: Lauren Daigle.
Daha duyar duymaz Adele hissiyatı uyandırıyor bu da yetmezmiş gibi bazı yerlerde rahmetli Amy Winehouse, Lauren’in beninde canlanmış, küçük kısımlar söylüyormuş gibi oluyor. Üstüne bir de doğallık eklenmiş ki benim gayet hoşuma gitti. Loop’a aldım 😉

 


Konun kapak resmi, Lauren’‘ın Look Up Child albümünün kapağı. İngilizcede, çok kullanılan kelimelerle ilgili pek çok deyim oluyor umarım “bakmak-aramak” dışında ekstra bir deyime/manaya denk gelmiyordur ama öyleyse bile yine de “Hey Çocuk, Yukarı Bak” manasında anlamak istiyorum 🙂

Yukarı bak çocuk! Ve Toprağı gör.

Şimdilerde popüler hale gelen/getirilen STEM ile ilgili çekincelerimi belirtmiştim.
Para ve Devlet #3: STEM de Nereden Çıktı?
Hükümranların level atlamış köleleri olmak için çalışmanın-çalışmamanın ne olduğunun-olmadığının farkında isek, geleceğin gök yüzü kadar, toprakta da olduğunu görüp bunu hakkıyla idrak etmeli ve yeni nesilleri buna donanımlı hazırlamalıyız.

Hiç uzağa gitmeden 1 mm yakınımda birisi var 🙂 Elma toplayan drone ve tarladaki ürünleri parazit bitkilerden kurtarmak gibi konulara yarı fantezi yarı ciddi kafa yoruyor. Dünyanın nüfusu düşünüldüğünde, böyle şeyleri düşünmek gerektiği sanki daha çok gün yüzüne çıkıyor.

Amerika keşfedildiği zamanlarda, bütün dünya üzerinde, yaklaşık Amerika’nın şimdiki nüfusu kadar insan yaşıyormuş.

Her geçen gün, dünya genelinde ortalama nüfus artış hızı düşüyor. Ama bununla birlikte, takdir edersiniz ki 300 milyon’un yüzde 3’ü ile  7 milyarın yüzde 1’i hayli farklı.

 

 

Farklı farklı onlarca kuruluşun, gelecekteki dünya nüfusunun ne olabileceğine dair projeksiyonları var. Nükleer savaş gibi ütopik değişkenleri devre dışı bırakırsak hemen hepsi benzer şeyler öngörüyor.

Şimdi kaç yaşında olduğunuzu düşün. Ve göz açıp kapayıncaya kadar bu kadar yılın çoktan geçmiş olduğunu. Ve bir sonraki göz açıp kapamamızda takvimler rahatlıkla 2040-2050’yi gösteriyor olacak.

Zihinlerimizi kaçırmaya çalışmadan bu zamanlara bakış atmak, en azından bakış atmaya çalışmak güzel olabilir. En azından devir teslim yapacağımız yeni kuşak için faydalı olabilir.

Yazının başından bu satıra gelene kadar dünyanın nüfusu yaklaşık 2 bin arttı ve yine yaklaşık olarak  7,701,800,069 kişi olduk.

 

 

2050‘li yıllar geldiğimizde ise dünya nüfusu 9.7 Milyar olacak.

Belki kendi hayatlarımızın son bölümlerini yaşıyor olacağız ama çocuklarımız ve torunlarımız için 2050 gayet “hayatın ortasında” bi yıl olacak..

İyi ama 2050’de onca nüfus ne yiyecek?

 


Devam edecek..

Kaynak & Görseller

Gelecek Gelirken: Start day / Başlangıç günü

(Daha ilk cümleyi yazmaya başlarken, sanki açmış da canım Carl’s Jr.’dan  BBQ çekmiş gibi, Terminator izleyip öyle yazasım geldi 🙂 Fakat ki o kadar zaman lüksüm yok.)

Görsel


Mesele Enigma‘ya ve Alan Turing‘in “Makinalar Düşünebilir mi?” yahut “Turing Testi“‘ne kadar götürülebilir. Ancak biraz daha kitabın ortasını okuyacağım.

Önceki yazıda That Day diye adlandırdığım bir gün vardı. Benzer şekilde, isimlendirdiğim bir gün daha var:
Start Day.

 

IBM: Ne içerdi bilmiyorum ama “Eruzum’da İyigören soy isimli bir aile varmış. Çok zeki bir çocukları varmış. Bunu yurt dışından çağırmışlar, gel zaman git zaman bu çocuk IBM (“İyi gören Bilgisayar Merkezi”) isminde bir firma kurmuş”.. şeklinde bir masal anlatırdı lisedeki matematik hocalarından birisi.. )

1950‘ler..
Bilgisayarda Satranç hesapları, IBM çalışanlarının ilgisini çekmeye başlar.

Yıl 1985.
Carnegie Mellon Üniversitesinden Feng-hsiung Hsu, tez konusu olarak “Chip Test” adıyla Satranç Oynama Makinası üzerine çalışmaya başlar. Bir süre sonra sınıf arkadaşı Murray Campbell da proje üzerinde çalışmaya başlar ve Deep Thought/Derin Düşünce fikri şekillenmeye başlarlar.

Yıl 1989.
İkili IBM’in Araştırma departmanında işe başlar. Mevcut IBM kadrosundaki Joe Hoane, Jerry Brody and Chung-Jen Tan‘ın da katıldığı bir ekip kurulur. Ve yeni ekip projeyi (ve işlemleri yapacak süper bilgisayarı) Deep Blue olarak isimlendirir.

Yıl 1996.
-Youtuber’lardan çok önce- Big Challange! Deep Blue, dünya Satranç Şampiyonu Garry Kasparov’a meydan okur. Maçlar yapılır. Kasparov kazanır, Deep Blue kaybeder.

[Bu arada, bu nasıl güzel bir AR-GE mezhebidir ki; 7 Yıl boyunca “Sen yeter ki Araştır ve Geliştir” deyip, donamım ve personel imkanı sunmanın yanında üstüne her ay dolarla para veriyorlar]

Yıl 1997.
Rövanş. İzleyicilerin hazır bulunduğu küçük bir televizyon stüdyosunda, kameralar çalışmaya başlar. 500+ kişilik taşan kalabalık tiyatro koltuklarında konuşlanmıştır. İlk maçı Kasparov kazanır. Fakat toplam 6 maçlık oyunun nihayi  kazananı Deep Blue olur.

 

 

Makinaların yükselişinde, çok önemli bir kale alınmıştır. Buharlı makinaların çok ötesine geçmiş olan Dijital devrim, insanların zapt ettiği bir kaleyi fethetmiş, göndere 1 ve 0 dan oluşan bayrağını dikmiştir.

Belki de bizim kuşağımız için denilebilir ki; Gelecek, o gün başlamıştır.
11 Mayıs 1997

Coin Camiası Umutlu

“Kum Saati ve Koşullu Emir” deyip öyle başlamak isterim 😉


Bi DC, Marvel, Animeler ya da bağımsız bir kaynakta anlatılan bir süper kahraman hikayesi olduğunda; Ön Kabuller vardır ve sonraki olaylar bu ön kabullerin geçerli olduğu düzlemlerde/evrenlerde geçer.

Örneğin böyle bir evrende Süpermen uçabilir ön kabulü sonrası, her hangi bir yardıma koşarak gitmesi mantıksız kabul edilir, olay mahalline uçuvermesi ondan beklenen en doğal davranıştır.

Dijital varlıklar ve coinler söz konusu olduğunda da; Bu camiadaki birilerinin coinlerle ilgili çok daha umutkar olması onların doğalıdır.

Elbette, böyle olması, onların dediklerinin reelde %100 gerçekleşeceği manasına gelmediği gibi reelde gözünden ışın çıkaran süpermenler ya da süper girl de yok. Aşağıdaki haberlerde, Coinlere inanan kişiler baş rollerde. Söylenenler bir Marvel evreninde geçecek de olabilir, pek ala gerçek geleceğin tutarlı tahminleri de olabilir.

Meselenin her iki yönünü de hatırda tutarak genel havaya bir bakalım..


Analist Robert Sluymer, göstergelerin teknik olarak önceki dönemlerdekine benzediğine söylemiş. En tatlı indikatörlerden birisi olan RSI, gerçekten de  1-30 bölgesinde. Bu, “tüh fırsatı kaçırdık” diyenler için, overlok makinasının ayağına gelmesi gibi bir şey 🙂

Robert Sluymer: Bitcoin’de haftalık RSI seviyesi, yaklaşan boğanın ilk sinyali 


CoinDesk analisti Omkar Godbole’a göre ise hareket şablonu, yükseliş öncesi yaşanan düşmelere benziyor. Daha önceki 10.000$’a yükselme hareketi öncesi de bu günlerdekine benzer bir şeyler olduğunu söyleyerek bir boğa dalgasının başlayabileceğinden bahsediyor.

Sonu aynı mı olacak? Bitcoin’de 12 Nisan ve 28 Kasım arasında büyük benzerlik


Bitcoin 20.000$ koşundayken 5000$’a geleceğini söyleyen kartla kullanılabilen TenX coinin kurucusu Julian Hosp, 60.000$ tahmini olsa da geleceği bilemeyeceğini ama 3 yıl önce de benzer tablonun olduğunu söylüyor.

TenX’in kurucusu Julian Hosp, kendi yatırım stratejisini paylaştı


Fundstrat‘ın yönetici ortağı Thomas Lee ise dijital paraları FANG (pençe) kısaltmasıyla anılan Facebook, Amazon, Apple, Netfilix, Google hisseleriyle kıyaslıyor. Hepimizin duyduğu Face’in boyacısı gibi hikayeleri hatırlatan bu benzetmesiyle Lee, gerçekleşmiş örneklerin rakamlarını bitcoine uyarlayarak 1 bitcoin = 10 milyon$ öngörüsünde bulunuyor.

Thomas Lee Yine İddialı Konuştu: Bitcoin 20 Yıl İçerisinde Koin Başına 10 Milyon Dolarlık Değere Sahip Olabilir


Tüm dünya borsalarının işlem hacminin yaklaşık %40’ını tek başına sırtlayan New York borsası, Bitcoin işlemlerine hazırlanırken başkan Jeffrey Sprecher, fiyatların yüksek dalgasından yakınsa da dijital varlıkların geleceği konusunda son derece emin. (ki kendi platformlarını hazırlıyorlar, Ocak ya da Mayıs gibi Bakkt online olduğunda, zıplayışın kıvılcımı olma ihtimali yüksek)

NYSE Başkanı Kripto Paralar Konusunda İyimser

Benzer şekilde, hayli güçlü ve Teknoloji firmalarının rağbet gördüğü Nasdaq borsası da vadeli işlemlere hazırlanıyor.

Nasdaq Ayılara Aldırmadı: Bitcoin Vadeli İşlemleri Geliyor

Görüleceği üzere, sağlam düşüşler yaşanmasına rağmen, Coin cephesi hala ayakta ve umutlu.

Coinler ile BlockChain’lerin sınırları artık daha keskin olduğu için, Zinciler dünyası fiyatlardan bağımsız bir şekilde başını almış gidiyor 😉


Yatırım Tavsiyesi Değildir
Yapacak Olduğunuz İşlemlerin Tüm Sorumluluğu Kendinize Aittir


Görsel 1, Görsel 2, Görsel 3

Habil – Kabil Yalanı ve Elon Musk

Habil – Kabil Yalanı ve Elon Musk

Anlatılarda geçene göre; Habil’in adadığı kurban kabul olur ama Kabil’in ki ise kabul olmaz. Bunun üzerine Kabil yeryüzünün ilk cinayetini işler, Habil’i öldür.

 

Bu hikayenin doğru olup olmadığı tartışılabilir zira ne yazık ki dini kaynaklarda geçen “Adem” anlatıları hiç de dinlerin vaaz ettiği şeylere uygun değil. Ama bu ayrı bir konu, yeri gelirse belki yazarım.

 

Habil – Kabil Yalanı, derken kastım; Birilerinin inandığı ve pek çoklarını da inandırdığı, kendimizi kandırdığımız yalanlar. “Türkiye’den adam çıkmaz” yalanı gibi.. “Kadınlar beceremez” yalanı gibi, “İyi ama ben yapamam” yalanı gibi..

“Habil ve Kabil’den beri, birileri başka birilerini öldürüyor. Böyle gelmiş, böyle gider..” yalanı gibi.

Bu tür, adeta deyimleşmiş yalanları masaya yatırdığımızda, “doğru gerçeğin”  öyle olmadığını görüyoruz.

 

“Böyle gelmiş böyle gider” (?)

“Dünya tarihinde bu güne kadar hiç bir insan uçmamıştır, bundan sonra da uçamaz”

sözünü, Hezarfen ve Wright Kardeşler iyi ki dinlememiş.

Bir şeyin şu ana kadar hiç olamamış olması, bundan sonra olmayacağı manasına gelmez.

Tersinden de gidebiliriz; bir şeyin şu ana kadar sürekli var olarak devam ediyor olması, gelecekte de var olacağı/devam edeceği manasına gelmez. Bu konuda ise Edward Anthony Jenner güzel bir örnek olabilir. Onun kendi zamanındaki “olmaz“lara kulak asmaması sonucu şu an Çiçek Hastalığı tarihe gömül durumda.

“Hep teknolojik örnekler veriyorsun, Habil – Kabil meselesi farklı bir mesele” diyecekler için farklı örnekler mevcut; Örneğin Başlık Parası geleneği doğuda bile çok fazla azalmış durumda. Benzer şekilde çok uzun süren ve çokça konuşulan kan davaları hayli azalmış halde. Ve küçük şehirler bile sokak düğünlerinin çoğu salon düğünlerine hatta sadece nikah törenlerine dönmekte.

 

“Savaş hep vardı, hep olacak” (?)

İnsan oğlunun diğer canlılardan en büyük farkının beyin olduğunu henüz hakkıyla idrak edememişlerin sığındığı cümle: “Savaş hep vardı, hep olacak”.
Yukarıda geçtiği üzere bu güne kadar öyle olmuş olabilir ama gelecekte pek ala çok farklı olabilir. Nasıl kızgın demirlerle insan vücudunu dağlamak zamanında Hekimlik/çözüm sayılırken, şimdilerde Şiddet/işkence sayılıyorsa, benzer şekilde Şiddet ve savaşlar, ileride rahatlıkla anlamsız ve trajikomik bir insanoğlu ilkelliği sayılabilir.

Kim derdi ki, Elon Musk ismiyle Afrika’da doğan bir çocuk,  yer altında uçak hızında ulaşım sağlayacak, şoförsüz akıllı arabalar üretecek ve NASA’ya medyan okuyarak insanoğlunu başka bir gezegene taşıyacak. Demek ki en OLMAZ denilen her şey MÜMKÜN.

Yok etmeyi ve Şiddeti çözüm(!) olarak görenlere, dünyanın kötüye gittiğine inanlara, istatistiklerle ve rakamlarla konuşan bir sürprizim var:

 

// izlemeden yorum yazanlara ölümcül(?) flagı basarım ona göre 🙂

 


Görsel: lacivertdergieljacaguero

Gençler, Anneler, Babalar, Romalılar!

Emin Çapa.

CNN Türk Ekonomi müdürüydü. Sanayi 4.0 geliyor, Yapay Zeka geliyor, Işıksız fabrikalar devri başlıyor, inşaat yaparak bunlarla rekabet edemeyiz diyordu… Cümlenin sonunu diyenler tarafından, doğru söyleyeni 9 köyden kovarlar misali, görevinden alındı.

Lütfen siz öyle yapmayın. Cümlenin başını da sonunu da dinleyin.
Anne babaysanız çocuklarınız için, Halen öğrenci iseniz kendiniz için, video biter bitmez ekranı kapatın ve düşünmeye başlayın.

A siyasetçisi ne derse onu diyenleri, B liderinin görüşünü Kendi görüşü sananları, akşamki spor yorumcusunun söylediklerini papağan gibi tekrar edenleri belki etkilemez. Ama çevrenizde Beyin şalterini kapatmamış kişiler varsa bu videoyu olanlara da gönderin..

İrkilmemiz, ürkmemiz ve yeni duruma göre yeniden konuşlanmamız lazım.
Aksi halde tekrar vereceğim şu videodaki yerimizi çok daha hızlı alırız.


#edebiyat etiketi kullanmam benim yazdıklarım için değil, sunuma ithafen..