Gezegen Mühendisi Aranıyor #13 : Robotlar 1 – Atlas, Spot, ANYmal

Sadece “Robotlar” başlığı altında onlarca hatta yüze varan sayıda konu yazılabilir ama malum; başkalarının ve kendi haddimizi ölçmek, zamanın ruhunun resmini çekmek için Günümüz dünyasına bakıyoruz.

(Okurken içinden; “İyi de Resim çizilir, Fotoğraf çekilir” düşüncesi geçenler, buraya tıklayın)

Devam etmeden önce, henüz okumadıysanız bütünlük açısından önce şu yazıları okumalısınız:
###1 Biz iyi, eller kötü, ###2 Geçmiş Kahramanlar & Okumak, ###3 Merkezdeki Biz miyiz?, ###4 Çapın Yüzde Kaç?, ###5 En “EN” Sen, ###6 Haddini Bilmek, ###7 Kokpitteki Sinek###8 :Sanat###9 :Biyoloji###10 :Yaşam, ###11: 3D Yazıcılar, ###12: Büyük Veri // kaynak-ileri okuma: dünyahalleri, görsel: timetoast


 

İlk konuğumuz, Boston Dynamics ve popüler robotu Atlas.

Atlas’ın önüne bir takım tümsekler konur ve bunların yüksekliğini tespit edip, üzerine sıçraması için başlatılır.

Kasım 2017’de ulaşılan -süpriz sonlu- durum:

 

Ardından Atlas’ın önüne tomruk gibi başka engeller konur, ayrıca yakın engeller için tek ayağı üzerinde zıplayarak diğerine geçmesi ve üstelik bunları koşarak yapması için programlanır.

Ekim 2018’de ulaşılan durum:

 

Sanki birisinin “Peki bunlar tamam da Atlas daha karmaşık hareketler yapabilir mi?” sorusuna yanıt verircesine

Eylül 2019’daki durum:

 

Belki de robotlar, dünyayı ele geçirmek değil, Balerin olmak istiyor ne malum? 

Ya da şarkılara dansla eşilik etmek belki?

 

Bu arada bilgi güncellemesi de yapalım. Boston Dynamics, 2017 itibariye artık Toyota‘dan sonraki en büyük 2. anonim Japon şirketi olan Soft Bank‘a ait.

E İsviçreli araştırmacıların boş duracak hali yok 🙂 -Muhtemelen 2009’daki BigDog‘u gördükten- 2012’de ANYbotics firmasını kurmuşlar. Ve robotlarının dans etmek yerine zorlu fabrika ve inşaat koşullarında çalışabilmesini amaçlamışlar.

Bu bağlamda ANYmal C‘yi üretmişler. // hem kelime oyununu hem de kinayeyi fark etmişsinizdir umarım 😉

 

Yakından takip edenler buna benzer bir video gördüğünü anımsar gibi olacak ama aynı zamanda sanki bu değildi hissiyatına kapılacak muhtemelen. Evet bu değildi. Yukarıdaki sarı renkli SpotMini’nin, aşağıdaki videosunu görmüştük.

Tarihlere bakınca anlaşılacağı üzere Boston Dynamics, SpotMini videosunu neredeyse direk ANYmal C’yi hedef alarak hazırlamış denebilir.

 

Son olarak Sinan Ergin’in veciz sözü eşliğinde, aşağıdaki video ile bu tarz robotlar faslını burada bitirelim. İkinci bir yazıda; sıra dışı yapım malzemelerine, farklı yerlerde kullanımlarına ve çeşitli amaçlarına göre diğer robotlara bakalım –robot deyince hemen akla gelmeyen türdekilere-


 

Hiç ama hiç kimse başarısız değildir.
Sadece erken vazgeçenler vardır.

Witism – Zekaizm: AI ile Üretim ve Dağıtım

Gelecek Gelirken başlıklı yazılarda küçük de olsa günümüzden örnekler verebiliyordum. Bazıları icraata geçmiş bazılarıysa geliştirme aşamasında olan çalışmalardı.

Gelecek Gelirken: That Day.. / O Gün..
Gelecek Gelirken: Start day / Başlangıç günü
Gelecek Gelirken: Yukarı bak çocuk! Ve Toprağı gör.
Gelecek Gelirken: Robotik Tarım

Bugün bahsedeceğim geleceğe dair, henüz ciddi ve geniş çaplı bi icraat görmüş değilim. Bu yüzden az sonra yazacaklarım sadece benim ütopya ve fantezilerimden ibarettir. Umarım gerçek olduğunu da görebiliriz.


Gecenin Müziği yine Lauren Daigle‘dan.. bu kez Come Alive (Dry Bones)
Öylesine dinleyip geçmek yerine loop’a alıp, tadını çıkara çıkara, yudumlaya yudumlaya dinlemeyi  seviyorum. Bu yüzden belli bir süre daha Lauren’dan parçalar paylaşamaya devam edeceğim gibi duruyor 😉


 

Madem tarım işini (de) Robotlar yapıyor.. o zaman meseleyi bir kaç adım daha öteye götürsek..

Hatta çok daha ileri gidip yeni bir dünya düzeni önerelim:

Witism – Zekaizm

YapayZekaİzm ya da artificialIntelligenceism demek pek uygun olmadığı için Wit +ism / Zeka + izm sanırım daha güzel bir isim olabilir 😉

Önce;
kapitalizm’in tanımını (üretim araçlarının özel mülkiyetine ve bunların kâr amacıyla işletilmesi.. ..)
ve
kimisi zaten yaşanan kimisi de pek ala yaşanabilecek olan şu hikayeleri bir düşünün;

Arka sokağa birlerini seven genç bir çift taşınmış. Çocukları da olsun istiyorlar ama biliyorlar ki matematik diye bir şey var. Her ne kadar büyükler “çocuğu veren, rızkını da verir” diyor ama biliyoruz ki rızkı veren, çocuğu aç bırakmıyor tamam ama okul masraflarına pek karışmıyor.

Arka mahallede ise işler biraz daha natameli. Lüx bir restoranda çalışan kadın, yemek saati geldiğinde sürekli servis yaptığı yemeklerden kendisine de servis yapmış. Ama zalim patron bunu görmüş ve kadının maaşının dörtte birini kesmiş. Tartışmalar..

Komşu kıtada ise, arka mahalledeki kadının çalıştığı restoranın bir aylık erzağı için bir köyü katlebilecek açlık çeteleri oluşmuş.

Peki.
Bir de şöyle bir hayalimiz olsun;

Arka sokaktaki kız, kendisi bile farkında değil ama daha çok bebek resmi beğenmeye, annesini her zamankinden daha çok düşüp yer yer ağlamaya ve onu daha sık aramaya başlamış. Wit Zeka / Kıvrak Zeka 😉 işlerin normal olmadığını kızın hamile olduğunu anlasın ve ilgili fonksiyonunda newborns=newborns+1 güncellemesi yapsın ve  7,5  ay sonra Arka Sokak No: 39’a gönderilmek üzere vitamin, aşı, bebek bezi ve göğüs çatlağı kremi üretimini planlasın.

Lüx restoranların yerini, trüf’ten safrana havyardan wagyu’ya her türlü yiyeceğin ücretiz sunulduğu Zekaronlar / Witoranlar almış..

Komşu kıtada seri üretimdeki robotlardan birisi, hattan çıktığı gibi güneşten aldığı enerjiyle kendisinin görevlendirildiği yerde doğru yol almaya başlıyor. Hedefine vardığındaki görevi ise arıza yapmış su kuyusu sistemini yeniden kurmak. Bir başka robot ise, lojistik merkezine yol alıyor. Görevi mekanik arkadaşlarının ürettiği pirinci alıp, sürücüsüz akıllı tırlara yüklemek.


Adilce kodlanmış bir yapay zekanın, enerjisini güneşten alan üretim-dağıtım robotlarını yönettiğini hayal edin.

İsteyen herkesin dilediği ülkenin yemeğini, dilediği şehirde, dilediği kadar yiyebildiğini.. Hiç bir anne babanın, alamadığı oyuncak, ayakkabı, giyecek ya da yiyecek için çocuğuna türlü bahaneler bulmak zorunda olmadığını..

Tarihten biliyoruz ki yeterince kişi hayal edersek, gerçek olur.
Hayal edin!

 


görsel

Gelecek Gelirken: Robotik Tarım

Bugün yine Loop’da bir müzik eşlik ediyor bana. Bu sefer Amy Winehouse‘dan daha etkili. Zira Türkçe. Ruveyda Sultan’dan Ayrılık Zor yorumu.  Bir süre sonra bağımlılık yapıyor ve döngüye alma ihtiyacı ortaya çıkıyor. Bazı kısımları o kadar su gibi, rüzgar gibi akıp gidiyor ki, şarkıya eşlik olsun diye her gün ayrılık yaşayası geliyor insanın 🙂

 


Gelecek Gelirken: Yukarı bak çocuk! Ve Toprağı gör başlıklı yazıda dünya nüfusunun her geçen gün biraz daha fazla olacağından bahsetmiştik. Nüfusun artışı demek; püfür püfür esen görece sakin Bebek Emirgan vapuru yerine 500T yahut Metrobüs’e binmek demek.

Psikolojik olarak, insan canlısı dar alanlarda daha hırçınlaşıyor. Bugün beklenilenin aksine suç oranları; daha az emniyet gücünün olduğu Sakin Şehirlerde değil, daha gelişmiş olduğunu iddia ettiğimiz şehirlerde daha yüksek. En çok suç artışının büyük şehirlerde olduğu düşünülürse, aşırı nüfus yoğunluğunun insan türü için o kadar güzel bir şey olmadığı ortada.

Topluluklara üye birey sayısı arttıkça yönetim sorunları ortaya çıkar. Kritik eşik 150’dir. Homo
sapiens bu kritik eşiği aşıp..
Harari – Sapiens



Daha yoğun ve sayıca 10 Milyarı bulan bir nüfus nasıl beslenecek?

Bu soruya kafa yormamak demek; torunlarımız ve gelecek nesiller, insanoğlunun en iyi bildiği “ilkellik ilkelerini” kullanarak savaşsınlar ve dünyanın yarısı ölsün /ki gıda problemleri de çözülsün/ konu beni ilgilendirmiyor..  demek gibi oluyor biraz..

Oysa en azından sadece beyin jimnastiğiyle bile konunun farklı çözümleri zihnimizde parıldamaya başlayabilir.

Çiftçi Robotlar

Dünya üzerindeki çiftçilerin ekim ve hasat zamanları hayli ağır koşullarda çalıştıkları hepimizin malumu. Bununla birlikte bi çok ülkede 1 birim efor ile 2 birim ürün elde edilebilecekken, köylülerin ve çiftçilerin ekseri çoğunluğun eğitim durumu da ortada.

Peki şimdilerde yılların taksi ve tır şoförlerini bile işsiz bırakacak kadar gelişmiş otonom sistemler çıkmışken, sanayi 4.0 kavramını daha geniş yelpazede düşünsek ve tarım işinde de robotik sistemlerden daha çok faydalansak nasıl olur? Doyurması gittikçe daha çok zor olacak bir nüfusu beslemek için hayli pratik çözümler sunar gibi sanki (?)

// Dikkat Hipnoz etkisi yapabilir 🙂

// Bu yazıdaki havalı video sanırım aşağıdaki 😉

 

 

~Altı yıl öncesinden bir haber

Yine ~beş – altı yıl önceden Türkiye’den bir video

Google ve Youtube’da benzerleri ve benzemezleri daha pek çok örneğe ulaşılabilir.

2 Yazılık bu girizgah sonrası, gelişme bölümünde söyleyecek bir kaç çift sözüm daha olacak 😉


görsel: robohub

Gelecek Gelirken: Yukarı bak çocuk! Ve Toprağı gör.

Şu anda yazarken yeni tanıştığım bir ismi dinliyorum: Lauren Daigle.
Daha duyar duymaz Adele hissiyatı uyandırıyor bu da yetmezmiş gibi bazı yerlerde rahmetli Amy Winehouse, Lauren’in beninde canlanmış, küçük kısımlar söylüyormuş gibi oluyor. Üstüne bir de doğallık eklenmiş ki benim gayet hoşuma gitti. Loop’a aldım 😉

 


Konun kapak resmi, Lauren’‘ın Look Up Child albümünün kapağı. İngilizcede, çok kullanılan kelimelerle ilgili pek çok deyim oluyor umarım “bakmak-aramak” dışında ekstra bir deyime/manaya denk gelmiyordur ama öyleyse bile yine de “Hey Çocuk, Yukarı Bak” manasında anlamak istiyorum 🙂

Yukarı bak çocuk! Ve Toprağı gör.

Şimdilerde popüler hale gelen/getirilen STEM ile ilgili çekincelerimi belirtmiştim.
Para ve Devlet #3: STEM de Nereden Çıktı?
Hükümranların level atlamış köleleri olmak için çalışmanın-çalışmamanın ne olduğunun-olmadığının farkında isek, geleceğin gök yüzü kadar, toprakta da olduğunu görüp bunu hakkıyla idrak etmeli ve yeni nesilleri buna donanımlı hazırlamalıyız.

Hiç uzağa gitmeden 1 mm yakınımda birisi var 🙂 Elma toplayan drone ve tarladaki ürünleri parazit bitkilerden kurtarmak gibi konulara yarı fantezi yarı ciddi kafa yoruyor. Dünyanın nüfusu düşünüldüğünde, böyle şeyleri düşünmek gerektiği sanki daha çok gün yüzüne çıkıyor.

Amerika keşfedildiği zamanlarda, bütün dünya üzerinde, yaklaşık Amerika’nın şimdiki nüfusu kadar insan yaşıyormuş.

Her geçen gün, dünya genelinde ortalama nüfus artış hızı düşüyor. Ama bununla birlikte, takdir edersiniz ki 300 milyon’un yüzde 3’ü ile  7 milyarın yüzde 1’i hayli farklı.

 

 

Farklı farklı onlarca kuruluşun, gelecekteki dünya nüfusunun ne olabileceğine dair projeksiyonları var. Nükleer savaş gibi ütopik değişkenleri devre dışı bırakırsak hemen hepsi benzer şeyler öngörüyor.

Şimdi kaç yaşında olduğunuzu düşün. Ve göz açıp kapayıncaya kadar bu kadar yılın çoktan geçmiş olduğunu. Ve bir sonraki göz açıp kapamamızda takvimler rahatlıkla 2040-2050’yi gösteriyor olacak.

Zihinlerimizi kaçırmaya çalışmadan bu zamanlara bakış atmak, en azından bakış atmaya çalışmak güzel olabilir. En azından devir teslim yapacağımız yeni kuşak için faydalı olabilir.

Yazının başından bu satıra gelene kadar dünyanın nüfusu yaklaşık 2 bin arttı ve yine yaklaşık olarak  7,701,800,069 kişi olduk.

 

 

2050‘li yıllar geldiğimizde ise dünya nüfusu 9.7 Milyar olacak.

Belki kendi hayatlarımızın son bölümlerini yaşıyor olacağız ama çocuklarımız ve torunlarımız için 2050 gayet “hayatın ortasında” bi yıl olacak..

İyi ama 2050’de onca nüfus ne yiyecek?

 


Devam edecek..

Kaynak & Görseller

Gelecek Gelirken: Start day / Başlangıç günü

(Daha ilk cümleyi yazmaya başlarken, sanki açmış da canım Carl’s Jr.’dan  BBQ çekmiş gibi, Terminator izleyip öyle yazasım geldi 🙂 Fakat ki o kadar zaman lüksüm yok.)

Görsel


Mesele Enigma‘ya ve Alan Turing‘in “Makinalar Düşünebilir mi?” yahut “Turing Testi“‘ne kadar götürülebilir. Ancak biraz daha kitabın ortasını okuyacağım.

Önceki yazıda That Day diye adlandırdığım bir gün vardı. Benzer şekilde, isimlendirdiğim bir gün daha var:
Start Day.

 

IBM: Ne içerdi bilmiyorum ama “Eruzum’da İyigören soy isimli bir aile varmış. Çok zeki bir çocukları varmış. Bunu yurt dışından çağırmışlar, gel zaman git zaman bu çocuk IBM (“İyi gören Bilgisayar Merkezi”) isminde bir firma kurmuş”.. şeklinde bir masal anlatırdı lisedeki matematik hocalarından birisi.. )

1950‘ler..
Bilgisayarda Satranç hesapları, IBM çalışanlarının ilgisini çekmeye başlar.

Yıl 1985.
Carnegie Mellon Üniversitesinden Feng-hsiung Hsu, tez konusu olarak “Chip Test” adıyla Satranç Oynama Makinası üzerine çalışmaya başlar. Bir süre sonra sınıf arkadaşı Murray Campbell da proje üzerinde çalışmaya başlar ve Deep Thought/Derin Düşünce fikri şekillenmeye başlarlar.

Yıl 1989.
İkili IBM’in Araştırma departmanında işe başlar. Mevcut IBM kadrosundaki Joe Hoane, Jerry Brody and Chung-Jen Tan‘ın da katıldığı bir ekip kurulur. Ve yeni ekip projeyi (ve işlemleri yapacak süper bilgisayarı) Deep Blue olarak isimlendirir.

Yıl 1996.
-Youtuber’lardan çok önce- Big Challange! Deep Blue, dünya Satranç Şampiyonu Garry Kasparov’a meydan okur. Maçlar yapılır. Kasparov kazanır, Deep Blue kaybeder.

[Bu arada, bu nasıl güzel bir AR-GE mezhebidir ki; 7 Yıl boyunca “Sen yeter ki Araştır ve Geliştir” deyip, donamım ve personel imkanı sunmanın yanında üstüne her ay dolarla para veriyorlar]

Yıl 1997.
Rövanş. İzleyicilerin hazır bulunduğu küçük bir televizyon stüdyosunda, kameralar çalışmaya başlar. 500+ kişilik taşan kalabalık tiyatro koltuklarında konuşlanmıştır. İlk maçı Kasparov kazanır. Fakat toplam 6 maçlık oyunun nihayi  kazananı Deep Blue olur.

 

 

Makinaların yükselişinde, çok önemli bir kale alınmıştır. Buharlı makinaların çok ötesine geçmiş olan Dijital devrim, insanların zapt ettiği bir kaleyi fethetmiş, göndere 1 ve 0 dan oluşan bayrağını dikmiştir.

Belki de bizim kuşağımız için denilebilir ki; Gelecek, o gün başlamıştır.
11 Mayıs 1997

Dijital Ay Çiçeği #1 // 8000$ Değerinde post :)

İtiraf: Güneş takip sistemini tarif etmek için Digital Ay Çiçeği tabiri çok hoşuma gidiyor. Yazının kapak resmi olması için bununla ilgili bir şeyler ararken, karşıma görseldeki Robotic Sunflower Umbrella diye bir şey çıktı. Ve değeri 8000$ mış. Ben de başlığa bunu ilave ettim 

Biz güneş panellerini daha verimli kullanmak için, güneşi takip ettireceğiz. Onlar da güneşi takip ettirmiş ancak şemsiye yön vermek amacıyla. Bu da çok güzel fikirmiş! Alkışlıyorum.

Malumunuz Dünya, Güneşin etrafında dönerken “mükemmel çember” yerine Elips bir yörüngede dolanıyor.


wikipedia 0

Ve bu yüzden küçükken kışların; dünyanın güneşe uzak olduğu zamanlar,
yazların ise dünyanın güneşe yakın olduğu zamanlar gerçekleştiğini sanırdım.

Yukarıda görselde de görüleceği üzere: Asıl etkili mesele bu değil. En uzak olduğundaki aylardan biri Temmuz, en yakın olduğu tarih ise 3 Ocak.

— Ee? O zaman -40°C ile +40°C gibi 80 dereceye varan farklar nasıl oluşuyor?

— AÇI.

Güneş’in açısı ne kadar DİK AÇI ile gelirse o kadar sıcak oluyor.

Özetle;
27 derecelik açı, 5 milyon kilometre mesafeden daha etkili.

[Bu arada “dünya güneşe 10 cm daha uzak/yakın olsa, hayat olmazdı” sözünün ne kadar Hurafe olduğu aşikar.]

Bu durumda, öylesine güneye bakan güneş panelleri yerine, gün içinde güneşle birlikte hareket ederek daima dik açıyı yakalamaya çalışmak, yazla kış farkı kadar önemli.

Let’s do it

NŞA’da paneller çift eksende hareket etmeli. Ama karışık olmaması için tek motorla gidelim..

Burada sadece xMotor kullanacağız.

Benzer şekilde daha iyi anlaşılması için aşağı yukarı eksenlerini şimdilik pas geçeceğiz ama mantığın aynı olduğunu sanırım söylememe gerek yok. Sağdan sola doğru dönen, elimize alıp motoru çevirdiğimizi düşünün. Bu kez de yukarıdan aşağıya yahut çapraz dönecektir.

Sadeleşmiş halleri şöyle;

#include <Servo.h>
Servo xMotor;
const byte ldrSag=A1;
const byte ldrSol=A3;

#include Servo.h kısmı, Servo motorun sürücüsünü içeri çağırdığımız kısım.

ldrSag, Güneş Panelimizin sağ tarafına yerleştireceğimiz Işık Sönsörü (LDR) ‘yi bağlayacağımız Analog Pin

ldrSol da diğer taraftaki için.

Şimdi de panelin Dönüş Açısı ve bunu hesaplamak için kullanacağımız değişken tanımlarını ilave edelim.

Ok.
Cihazımıza ilk elektrik geldiğinde BİR sefer çalışacak olacak, Setup() fonksiyonumuzu yazalım.

Sade bir kullanım isteyenler dikey-yatay eksen kodlarını kullanmayabilir. Yani sadece tek eksen için şunlar yeterli:

void setup() { Serial.begin(9600);
// servo için PWM pinleri 3-5-6-9-10-11 olabilir
xMotor.attach(6); // Tek motor için
xMotor.write(aci);
}

Burada dikkat edilmesi gereken bir nüans var: Servo motorun bağlanacağı pinler, PWM özelliğine sahip pinler olmalı. Kullandığınız karta göre göre bu değişebilir. Bizim örneğimizde yukarıda açıklama kısmında geçen pinler kullanılabildiği için bunlardan bi tanesini (6 nolu pini) seçtik.

Hazırlıklarımız hazır.

Devam eden yazıda,
Ay Çiçeği mantığının nasıl işlediğini buna benzer bir algoritmayı bizim nasıl kurgulayabileceğimize bakacağız ve bakmakla kalmayıp panelimizi ay çiçeği gibi güneşe döndürecek kodlarımızı da yazacağız.

 

Unity ve Kullanıcı Deneyimi

Bugünden 5 saat, önceki günden 2 saat en az 7 saattir Unity kullanarak, -sadece 1 düğmeden oluşan- basit bir mobil oyun/uygulama denemesi yapmaya çalışıyorum.

Jeff Han‘ın EFSANE Ted sunumundan sonra, kaç yıl boyunca bu teknolojiye dokunmayı beklemiştim. Steve Jobs‘un ortalığı karıştıran sunumunu ise virüsü bulaştırdığım bir arkadaşımla birlikte izlemiştik ve sabırsızlıkla Iphone’un Türkiye’ye gelmesini bekledik.

 

 

Uzunca bir süredir, bu dokunmatik ekranlar beni cezbetse de; kodlardan, robotlardan, tasarımdan borsa ve coinlerden zaten yemek yiyecek zaman bulamazken bir de başıma “uygulama yapma” işi bulursam eyvah eyvah… diyordum.

Ve sanki kaçınılmaza yolculuk gibi.. Kıramayacağım bir  arkadaşım kanalıyla, uygulama şöyle dursun mobil oyun işi geldi buldu beni.

Şu anda sadece görsel tasarım tarafındayım ama bir başka kaçınılmaz daha yaklaşıyor gibi 🙂

Henüz ışınlanma gerçekleşmediği için  dosya göndermek ya da drive’daki dosyanın linkini iletmek için iş dünyasındaki en güçlü iletişim aracı halen e-mail. Email’in aynı anda hem güzel hem de kötü tarafı ise EşZamanSızlık.

Bazen hazırladığım bir görselin, telefonda oyunun içinde nasıl göründüğünü test etmek istiyorum ancak Unity’nin başındaki arkadaşla denk gelişebildiğimiz zamanlar az.

Programı kurup kendim bakayım dedim.

Vee.. Aleyküm Selam programcı kafası!


Programcı kafası:
Bir şey çalışıyorsa, çalışıyordur.
Başka bir şeye gerek yoktur.

I never liked that and I’ll never like

Üniversitelerin programcılık bölümlerinde Ambalaj ve Ergonomi dersleri, spesifik olarak da
UI: User Interface: Kullanıcı Arayüzü ve  UX: User Experience: Kullanıcı Deneyimi konuları zorunlu olmalı bence.

Apache gibi internetin göbeğinde  bir teknolojiye bakalım:

Yani, kullandığımız her 3 siteden 1’i, adresini yazıp enterladığımızda, bize Apache ile cevap veriyor. Görüleceği üzere “internetin göbeğinde” tabiri laf olsun diye söylenmiş bir tanım değil, harbiden öyle.

 

Peki bir de Apache’nin kendi sitesinde, dağıtım sayfasına bakalım:

 

Programcı kafası diyecek ki; “İşte ne güzel hepsi sade bir şekilde, klasörler halinde”. Ben de diyeceğim ki “Daha oraya gelmeden, HTML default ayarları böyle olmak zorunda değil ki!”. Atıyorum varsayılan font, Roboto ya da OpenSans benzeri etli tırnaklı ya da etsiz tırnaksız fontlar ya da bunların kombinleri pek ala olabilirdi. Hatta H1, H2, ve H3 default fontları farklı olabilirdi. Abartayım 🙂  HO1, HO2 ve HR1, HR2 gibi elementler bile olabilirdi.

Unity‘de de benzer durum var. Bi tane kurulum başlatıcı indiriyorum. Ama bu başlatıcı nasıl bir bir işletim sistemini kullandığıma bakıp, ona göre kurulum dosyaları indirmek yerine, bir süre çalışıyor ve
“E ama siz 32bit kullanıyormuşsunuz, 64bit çalışmaz ki” diyor 🙂
“İyi de başlatıcı kardeş, bu TAM olarak Senin Görevin. Bana uygun, en son versiyonun dosyalarını indirmek ve kurulumu başlatmak.” 

“Peki” deyip, kendime uygun kurulum dosyasını indirip, kurulumu başlattım. Bu esnada bana ne amaçla kullanacağımı falan sordu, Android ve VR seçtim.

Kurulum bitince, bi tane asset-görsel ekleyip “Build”‘e bastım.

Ne dese beğenirsiniz, Android Studio hangi klasörde diyor.  Bu bir şaka olmalı. Ama değil. Şaka gibi olan şey programcı kafası. Güzel abim, sen sordun, ben de dedim ki “Android için kullanacağım”. Bu sana lazımsa neden paketin içinde yok veya indir miyorsun? Hadi çok kibarsın, izinsiz bir şey yapmıyorsun. En azından “bu da lazım indireyim mi” diyen bi buton sun, ben de basayım.

Neyse, Android Studio’un ilgili versiyonunu indirdim. SDK klasörünün nerede olduğunu söyledim. Bu sefer de JDK soruyor.. Allahım ya!

Onu da bulup indirdim. Hadi görelim artık diye bastım. Yine hata! Hem bu sefer başka programlarla alakalı değil, Unity’nin kendi içinde, işlemlere başlayıp onca beklettikten sonra değil, basit bir kontrolle, Önce com.Uretici.urun ekranı açarak çözebileceği bir hata..

Şunu kabul ederim: “Kardeşim adamlar 1500$’lık programı bedava veriyorlar. Ve bir an önce projenin ayağa kalkması için, süse püse ya da ek zaman gerektirecek aksiyonlara gerek olmadan bir önce çıkması için “koşan” bir program çıkarmışlar, ne güzel.”

Evet bu çok mantıklı ve kabul etmenin ötesinde desteklerim de.  Fakat 2005‘ten bu yana var olan bir programda, yukarıda bahsi geçen türde Kullanıcı Deneyimini iplemeyen özellikler olmamasını bekliyor insan..

Diğer yandan .. hata kodu çalışıyorsa kontrol yapılıyor işte, öyle önceden çalışacak bir ekrana gerek yok. değil mi :))

 


Görseller: Üçüncübinyıl, Apache, Netcraft,

Işınlanma sorunları

 Hişş.. Çaktırma.

Işınlanmayı bulduk(?) ama bazı sorunlar yüzünden halka açmakta tereddüt ediyoruz 🙂

Öyle edebi olarak veciz olmayan ama hayli matematiksel bir sözü tırnak içine almak istiyorum:


Önde gitmiyorsan, arkada kalırsın

Kabul pek affilli değil ama gayet doğru. Işınlama da eli kulağında ve hemen geldi geliyor bir teknoloji değil ama yine de biliyoruz ki, her şey önce hayalde başlar. Nitekim, “nitekim” kelimesine aşina olanlar bilir ki Kara Şimşek’te hayal edilmiş pek çok teknolojiyi şu anda bizzat kendilerimiz kullanıyoruz.

Son Dakika

Sayın seyirciler sonunda oldu: Atanamayan öğretmenler Işınlanmayı başardı. Malum binlerce üniversite mezunu genç öğretmen adayı atanmayı bekliyordu, beklerden bari boş durmayalım deyip bir araya geldiler. Ve bir arkadaşlarını memleketine ışınlanmayı başardılar.

Bir cevtelin uzunluğu nasıl ölçülür?

Klasik fizikte X = V x t gibi bir formülümüz var malum. Söz konusu buluş klasik fizikle uyumlu ise V hızı saniyede 300.000 kilometreyi geçemediği için mesela Mars’a ışınlanmak 3 dakikadan fazla sürecektir. “Sana sevgi pıtıcığı Plüton’dan baktım ey aziz İstanbul” demek içinse 7 saate ihtiyaç olacaktır. Bi dönüşü var etti 14 saat.

Olmaz. Olmamalı. Işınlanma klasik fiziğe göre bulunmuş olursa evet çook ultra bir şey olur ama yine de adına ışınlama denir mi tartışmak lazım.

Peki. Dolanıklık, süper poziyon, aynı anda iki yerde birden bulunma gibi Quantum  gariplikleriyle bulunmuş olsun.

 

 

Bu durumda t=0 değeri için Mekan olgumuzu da yitirmiş olacağız. Dünya’nın ya da daha özelde Kansas’ın nerede olduğunu bilemiyorsak; Kansas’a gitmek yerine Kansas’a ebediyen bye bye diyebiliriz.

Cetvel problemi gibi, “Nereye gitmek istiyorsun?” sorusu gizli cümle olarak “Neredesin?” sorusunu da barındır. Diyelim ki kampanyadan yararlanıp 3 fiyatına 5 kullanımlık Işınlama paketi satın aldım. “San Francisco”ya ışınlamak istediğimde, ışınlanma merkezinin beni nereden alacağını bilmesi gerekir ki Uşak’tan alıp San Francisco’ya ışınlasın.

 

Keman kutusunun Organik maddeleri tanıması

Öyle merkezi bir sistem değil de Keman Kutusu büyüklüğünde alıp eve götürebileceğimiz kadar küçük ve ucuz bir cihazla ışınlama mümkün olmuş olsun.

 


(Bu arada, uzun zamandır kullandığım bir Film puanlama listem var. Ve Predestination bu listeye zirveden giriş yapan çok ender filmlerden. İşi gücü bırakıp bu yazıdan hemen sonra izlemeniz lazım. Çocuk/bebek/patron gibi laftan anlamayan kısıtları olanlar, unutmamak için hemen şu anda alarm kurun 😉 o kadar yani.)

 

Bu cihazın, BEN’im tırnağımın ucundaki elektron ile ona oda sıcaklığını hissettirmekte olan elektronu ayırt edebiliyor olması lazım. Ki benzer şekilde 120 cm üzerimde turan tavanın atomlarıyla birlikte beni ışınlamasın. Aksi halde San Francisco maceramın daha ilk saniyelerine beyin kanamasından gidebilirim 

Bilim kadınları bi koşu laboratuvara gidip organik ve in-organik maddeleri tanıma modülü geliştirsin. (ne oldu? bilim adamları deyince ayrımcı olmuyor muydu?)

Evet bu, boyumuzdan büyük işlere kalkıştığımız için daha ışınlanırken tepemize taş yağma sorununa çözüm olabilir. Lakin ki o cihazın yine de ortamda bulanan diğer-organik-kişiler ile ben-organik-kişisini ayırt edebiliyor olması lazım. “Aa bu parmaklar, soyulmuş mandalin? Tüh ya! Tam ışınlanırken kardeşim odaya girmiş” demek istemeyiz. Hatta sinek, kelebek, karınca gibi diğer minik canlıları da ayırt etmesi lazım ki George Langelaan ve David Cronenberg, “e biz size bunu ta 1986’da söyledik” diye başımıza artizlenmesinler.

 

Işınlama Merkezi

Ev ve iş yeri gibi alelade mekanlarda bu iş olmayacağını anladığımıza göre mega steril ortamlar şart. Önceki adımdaki “Merkezi” sisteme geri döndük. :|S

Böyle merkezlerin bizi, bizim dışımızdaki diğer her şeyden ayırt ettiğini düşünelim. Bu durumda, ışınlanacak olduğumuz, hedef bölgedeki ışınlanma merkezinde, yararlı bakterilerin vücudumuza geri enjekte edilmesi gibi önemli detayların da düşünülmüş olması lazım.

Atom by Atom

Bu süreçleri irdelerken atladığımız bir şey var. Kişiyi Ağyar’dan ayıt ettik ama ışınlanan kişinin kendi topuğu(ndaki atomlar), sırtına ışınlanırsa ne olacak?

Demek ki, tek tek her bir atomun eterdeki(?) yerini not edip, karşı tarafta müthiş bir hassasiyetle bu konumlara göre yerleştirmemiz gerekiyor.

Dolanıksak aynı mıyız?

Neden hep atomları ayırıp-bileştirmeyi düşünüyoruz ki? Belki de tamamen farklı bir bakış açısıyla yapılacak.

Örneğin; Dolanıklık kullanarak. bir elektrona ait bilgiler karşıdaki başka elektrona aktarılırsa -ki ŞUAN 1400+ km menzilde bu yapılıyor!– ve tırnak ucundan saç ucuna tüm her bir parçacık için bunu yaparsak pek ala karşıda bir klonumuz olabilir. De, O biz olur muyuz? Ya da kendimizden 20 tane olduğunda krediyi kim çekecek kim geri ödeyecek?

İyi de öğretmenlerimiz arkadaşlarını ışınlamayı başardıklarına göre, demek ki bi şekilde çözmüşler olayı. Biz onlardan daha mı iyi bileceğiz. Hikmete malik insanlar sonuçta.

Peki.

Sonrasına bakalım.

Muhtemelen buluşun hemen sonrası, önce maceraperest zenginler, “na na.. ♫ bi ordayım bi burada” tarzı videolar çekecektir. Kendisi de istediği halde erişemeyenler  video altına “görgüsüzlük” yorumları yaparken, US. Air Force çoktan Kremlin’in bahçeye bakan odasında bitiverecek sistemlerini geliştirmiş olacaktır.

Oda demişken, o ex kişinin odanızda bitivermesini sanırım hiç istemezsiniz değil mi?

Hadi Jaimie Alexander gardını 😉 bi şekilde alır da diğer ünlülerin durumu vahim..


screenertv

 

Diğer yandan, insanlar yerine nesnelerin ışınlanması durumunda,
“Tek Tıkla kapında” sloganı fena halde gerçekçi olurken, ışınlamaya adapte olamayan pek çok kargo firması net bir şekilde batacaktır. Afrika’nın su sorunu ve yurt dışındaki ilaç sorunu gibi problemler büyük ölçüde çözüme kavuşacaktır. Ve daha zilyon şey.. Ama İstanbul trafiği ne olur onu bilemem 🙂

Bir de tersten düşünelim

Neden hep gidiyoruz ya da bir şeyler gönderiyoruz. Birileri bunu getirmek için de kullanamaz mı?

İran, bir noel arefesinde İngiltere’nin nükleer silahlarından bir kaçını aparırsa mesela?

Ya da Çin, Kanada’nın altın madenlerini kendine ışınlarsa?

Işınlanma Kalkanı

Işınlamanın yere daha sağlam basan ayak sesleri duyulmaya başladığında, Işınlanma Kalkanı üretmek de güzel olabilir. 


Görsel ve Işın/klon/lama haberi

Küçültme ve Işık Yelkeni

Steemit’i bilen ama çeşitli aksilikler sonucu üye olamayan bir arkadaşım mesaj atmış:

“Senin nesne  küçültme teknolojisiyle birleştir, al sana ‘Işınlanmanın Ayak Sesleri‘ “
Ve bir de link göndermiş:

Yıldızlar arası seyahat için yeni bir yöntem
Caltech araştırmacıları, nesneleri ışıkla hareket ettirebilmek için bir yöntem geliştirdi. Nesnenin yüzeyine çizilen bir desen, nesneyi dengede tutuyor.

Önce haber hakkında, bildiğim bir bilgiyi paylaşayım: Söz konuşu buluş Caltech’in icadı değil. Zira Güneş Sistemi ve Samanyolu dışına çıkmak için Çip boyutunda Işık Yelkenli Uzay Gemileri fikri öne sürülmüş, Mark Zukerberg, Stephen Hawking ve Rus Milyarder Yuri Milner tarafından (100 Milyon$) desteklenmişti. Belki de çoğumuzun okul yıllarında yapmış olduğu Radyometre deneyindeki mantığın, uzaya uygulanmış hali de diyebiliriz.

 

Caltech’in getirdiği yenilik ise şu; Işıkla hareket ettirilecek cismin üzerinde bir desen çizmek. Bu desen sayesinde, ilgili cisim minik hareketler yaparak, ışık demetinin doğultusundan çıkmıyor.

Arkadaşın “birleştir” diye atıf yaptığı diğer teknoloji ise, -ultra haberlere alışık bir bünye olarak, uzun süredir görmediğim “Beklenmeyen Süpriz Gol” tadında- okuduğum bir haberdi.
“Yapay zekanın çizdiği resmi uzmanlar ayırt edemedi”
“Honda, Boston Dynamics’e Bale yapan Ballessimo ile yanıt verdi”
vb. haberler çıksaydı karşıma “Beklenen Süpriz” olurdu ve o kadar şaşırmazdım. Ancak MIT’den gelen gol, hiç beklemediğim bir yerdendi:

MIT, nesneleri binde biri ölçeğine küçültmeyi başardı

Ne? Nasıl yani? WTF!

 

 

 

Yani arkadaşın bahsettiği birleştirme şu; Nesneleri 1000’de bir ölçeğinde küçült, sonra da üzerine ışık tutup gönder.

Diyelim ki yukarıdaki birleştirme yöntemiyle yahut ilginç quantum garipliklerini kullanarak ya da henüz kimsenin aklına gelmeyen bir yöntemle Işınlama gerçekleştiğinde, bu kuşkusuz Galaksi tarihindeki en mühim gelişmelerden birisi olacaktır.

ABC paşanın oğlunun hangi vilayette kadılık yaptığını,
sonra neden oradan Manisa’ya geçtiğini,
sarayındaki çeşnibaşıyı neden kovduğu
gibi müdahale edemeyeceğimiz bir zaman diliminde geçtiği için BOŞ gelen konuları konuşmaktansa, şimdimizi ve sonramızı direk etkileyen ya da etkileme ihtimali olan HOŞ konuları konuşmayı tercih ediyorum.

Vakti zamanında yeğenlerime “Işınlama olsa ne güzel olur? mu Acaba? Yoksa sorunlu mu olur? Işınlanma sorunlarına çözümler” konularında beyin jimnastiği yapmıştık, benzer temalı bir yazı da görüşmek üzere..


Görsel

 

Mail’den taşan Name Server

Şu adrese gir: http://98.137.246.8
ve
şuna http://216.58.212.3
ve
şuna da http://185.122.201.130

NŞA‘da sitelere bu şekilde girmemiz gerekiyor
Herkesin telefonunu akılda tutmak gibi zor

Bu yüzden
google.com gibi akılda kalıcı bir şey yazsam da o yine
http://216.58.212.3 adresine gitse..
ya da
raspberrypi.org yazınca http://93.93.130.214 adresine gitse..

Güzel.
Ama zilyon tane site adı ve adresi var.
hangi isime hangi ip karşılık geliyor
bunun bir listesi olması lazım.
İşte bu isim/domain yazınca ip adresini söyleme işi “name servis etme” işi oluyor.

 

 

raspberrypi.org yazıp enterlayınca
önce benim bilgisayarıma soruyoruz. raspberrypi’in adresi ne?
o bilmiyorsa, “pc’nin bağlı olduğu yerel ağa/routera” sor diyor.
yerel ağ router kendisi bilmiyorsa, “TurkTelekom/SuperOnline”a sor diyor
Telekom’a soruyoruz, o da bilmiyorsa ROOT isim sunuculara sor diyor.
Root isim sunucular .com .uk .tr gibi top levellerine göre
second level sunuculara yönlendiriyor. onlara soruyoruz.
diyor ki NS1.GuzelHosting.com ‘a sor
GuzelHosting soruyoruz. “raspberrypi.org’un ip adresi ne?”
“haçan ben biliyrim onu” diyor.  “93.93.130.214 adresine git.”

tabi bunlar ping saniyeleri içinde olup bitiyor.
93.93.130.214 artık bağlanacağımız makina.

Bu IP, çok çoğu zaman Hosting şirketindeki, sitenin bulunduğu makinanın IP adresi.
nadir durumlarda benim şu an üzerinde yazıp çizdiğimiz laptop’un ip adresi de olabilir 😉

====================
ben olsam şu ana kadar anlatılanları kağıda/telefona çizerdim..
üşenme, “şimdi” çiz yani 😉
====================

 

 

 

 

 

 

 

buradan sonrasını çizdikten sonra devam et.

 

 

 

 

 

 

Atıyorum a2hosting.com yüzlerce makinasından birisini ya da çoğu zaman birisinin 50’de birini bana kiralıyor. index.html dosyalarım, sitedeki resimler o makinanın harddiskinde duruyor.


farkında olduğumuz ama şöyle söyleyince daha afiLLi duran olay:
dünya üzerinde -paylaşıma açık olan- tek tek her bir resmin ulaşılabilir bir adresi var (sen çok yaşa Tim Berners Lee). Ve kaç nolu makinanın içinde olduğunu bilmesem de adresini bildiğimde ona ulaşabiliyorum.

DNS – DomainNameServer’lar; raspberrypi.org için ns1.a2hosting.com ‘a sorun dediğinde
ns1.a2hosting.com makinası (ya da  yedeği olan n2..) raspberrypi.org a karşılık gelen ip’yi
kullanıcıya gönderiyor.
kullanıcı artık diğerlerine uğramadan direk 93.93.130.214 ile iletişim kuruyor.

Diğer taraftan
Sen de kendi kendi bilgisayarının ip adresini kolayca 93.93.130.214 yapabilirsin.
http://bit.ly/ipgirme

Böylece ben adres satırına raspberrypi.org yazdığımda direk senin bilgisayara bağlanmış olurum.
localhost gibi bir site sunuyorsan, onu görürüm.

hatta 93.93.130.214:5000 ile 5000. porttan, Arduio ile ölçütüğün, sıcaklık ya da nabız
bilgilerini yayınlıyorsan;
evinin sıcaklığını ve kalbinin atışını görürüm 😉
//çok romantik oldu 🙂

Bi dakka!
Elektrik gider gelir ve/ya modem resetlenirse?
-Telekom/Superonline’dan Sabit IP hizmeti almadı isen-
Evet IP adresin değişir.

Ama DNS sunucuların yeni IP adresini bilmesi lazım. (ki doğru yönlendirme yapsın)

Bu durumda No-IP, DNYU, afraid.org gibi servislere kayıt olup olabilirsin. Verdikleri programı yüklediğinde, IP adresin değiştiğinde program, hemen bunu adana merkeze 🙂 bildiriyor. Onlarda raspberrypi.org  93.93.130.214’te demek yerine yeni IP adresin olan  182.92.236.130 ‘u söylüyorlar.

Dolayısı ile domain adresinin NameServer bilgilerine buralardan alacağın
n1.no-ip.com , n2.dnyu.com gibi..
name-serverları girersen, onlar da pc’de kurulu olan programlarından öğrendikleri senin güncel ip
adresine yönlendirecekler.

TaTa!
Kendi sunucun hazır 😉


Blog yazısı gibi olmadı biliyorum. Zira sevdiğim birisinin sorusuna cevap emaili yazarken, yazı gelişince nette de bulunsun istedim 😉
Görsel

Isı, hareket ve zamana duyarlı termostat yapalım: AHMT

Açılımı ve kılsatması imalı isimleri sevmişimdir. Nasipte böyle bir isim üretmek de varmış 😉
Advisable thermostat for Heat, Moving and Time = AHMT
Isı, Hareket ve Zaman’ı akıllıca kullanma termostatı.

Aynı zamanda çalışmayı beraber yaptığımız arkadaşım Ayhan’ın ve benim ismimden harfler var.
Ve de neredeyse AHMET diye okunabilir 😉

Parça kısmı, isim gibi yormayan bir şekilde olmadı. İki hafta önce, normalde çok basit bir şekilde çalışması gereken Hareket sensörü çok naz yaptı. Neredeyse 9 saatin sonunda elimizde bolca “şu yüzden olmamış olabilir” ihtimalleri birikmişti.

 

 

Geçtiğimiz haftaysa, hareket sensörü PIR yerine ultrasonik ses sensörü HC-SR05/04 kullanmaya karar verdik. Bu aslında 140 derecelik görme açısını, 5-15 derece sayılabilecek düz bir hatta düşürmek demekti. Odanın herhangi bir yerindeki hareket yerine, sensörün önünden geçilen hareketleri algılayacak demekti. Pek istediğimiz bir çözüm değildi ama “Mükemmel, iyiyi engeller. Hem iphone’dan toyota’ya herkes mevcut ile bir şeyler yapıyor zamanla geliştiriyor” düşünceleri eşliğinde kodlamaya başladık..

Dün itibariyle PIR / Hareket Sensörü olayını çözdük; teknik bi hatadanmış. Aynı model sensörden başka bi tane takınca hemen çalıştı.

Tabi, dün ve geçen hafta sonu arasında, ultrasonik mesafe sensörü de devreye girdiği için, kodlara o da misafir olacak 🙂 Zaten şu an very beta olduğu için, ilerledikçe mevcut kodlar adım adım değişecek.

Sıcaklık için gayet popüler olan LM35 kullandık.

 

Zaman içinde “gerçek zaman saati modülü” kullanacağız.


 

“Termostat diye bir şey var. Hatta şu anda kablosuz olarak bi kenarda duruyor. Kombinin sıcaklık ayarını oradan yapıyoruz, zaten.”

Sizin derdiniz ne?

diyebilirsiniz. Bir; Tekerleği KENDİMİZ yapmak istiyoruz. İki; Taş/Tahta/Metal/Kauçuk/Küre.. benzeri tekerleğin gelişerek yeniden icat edilmesi durumunun gelecekteki adımlarından birinde yer almak istiyoruz. Üç.. Dört..

Bu çerçeveden bu örneğin amacı şu;
Mevcut termostatlar, sıcaklığı istenen aralıkta tutmak üzere yapılmış. Isıyı ölçüyor, atıyorum 23 dereceden yüksekse kombiyi kapatıyor, 19 dereceden düşükse açıyor.

Biz ise bi tık daha ileri gitmek istiyoruz;
Oda sıcaklığı 22 derece gibi istenen bir aralıktaysa ama evde kimse yoksa sıcaklığın 22 olmasına gerek yok. Bir süre boyunca hareket olmazsa 21’e düşürsün, bir süre daha olmazsa 20’e düşürsün.. ta ki belirlenen minimum seviye neyse oraya kadar.

Ayrıca, isteğe bağlı olarak, gece zaten herkes yorganın altında iken dışarısı 1-2 derece düşük olabilir.
Ve de yine mevcutta bulunan, her peteği ayrı ayrı yöneten sistemlere ilave olarak; mutfak 1 derece düşükte 21 derecede, koridor 2 derece düşükte 20 derecede yanıyor olabilir ama yine aynı mantıkla, hareket yoksa 20 de yanmasına da gerek olmayabilir. Ayarlanan minimum sıcaklıkta yanabilir.

İyi ama böyle, İşten/okuldan gelince ev soğuk olur?

AHMT üzerindeki gerçek zaman saati modülü bu yüzden var.  18.30’da evde oluyorsanız, siz gelmeden önce,  18.00’da çalışmaya başlayıp sıcaklığı 22 derece olacak şekilde ayarlayabilir 😉

Normal kullanımdan termostata geçmekle bizim doğal gaz faturası ~%25-30 civarında düşmüştü. Kombiyi AHMT yönettiğinde daha da düşebilir 😉

// ..mi? göreceğiz.


görsel 1, görsel 2, görsel 3, görsel 4, görsel 5

100 Satırda ŞeyterNET

IoT: Internet of Things; Şeylerin interneti demek. Yani hemen her şeyin internete bağlandığı ağın adı. Bildiğimiz internet,  bunun bir alt kümesi.

Bu tabir kullanılmaya başladığında, zannediyorum(?) ilk Intel Türkiye’nin karşılık bulma çabasıyla, herŞEYin inTERNETi sözünden yola çıkarak, Türkçeye “Şeyternet” olarak çevirmişlerdi.

Kulağa eğlenceli geldiği için şahsen ben sevmiştim. Ancak zamanla yaşan dil içinde Nesnelerin İnterneti tabiri daha çok kullanılmaya başladı ve  artık oturmuş karşılığı da sanırım bu olacak.

Bir süredir beklediğimiz siparişlerimiz geldi. Ve minik de olsa ilk Nesnelerin İnterneti projemizi yaptık.

Hem kendimi pekiştirmek için hem de Türkçe olarak açıklamalı kaynak zenginliği olması için, mevcut kaynaktaki açıklama kısımlarını genişlettim ve yeni açıklamalar ekledim.

Açık söylemek gerekirse ancak 2 Kilobayt‘lık paketlerle iletişim kurabilen bozuk para kadar cihazın, Node.js’ye 10 bastığını söyleyebilirim. // Harbiden.

Steemit’in kafası karışacak uzunlukta olduğu için, Steempress’te bu kodlara yer verince Steemit’e bozulur mu kestiremiyorum. Okuma zorluğu olursa aşağıdaki linkten murattatar.xyz üzerinden göz atabilirsiniz.

 

#define ag_adi "Telekom_Zyxel_HG13W" // wifi ağınızın adı
#define ag_sifresi "34ist1453" // wifi şifreniz 

#include <Stepper.h>  //  standart Arduino Adım Motor kütüphanesi eklenir. 

byte m; // Mototun kaç defa döneceğini m değeri ile söylüyoruz. 256'dan küçük olduğu için byte olarak
const int birTuruKacAdimlaDonecek = 360;
Stepper stepMotorumuz(birTuruKacAdimlaDonecek, 8, 9, 10, 11);


void setup()
{
  stepMotorumuz.setSpeed(100); // motor hizi

  Serial.begin(115200); // Seriport'u açıyoruz.
  // ESP modülünün baudRate değeri 115200 olduğu için bizde Seriport'u 115200 şeklinde seçiyoruz
  Serial.println("AT"); // ESP modülümüz ile bağlantı kurulup kurulmadığını kontrol ediyoruz.
  pinMode(13, OUTPUT);
  delay(3000); //ESP ile iletişim için 3 saniye bekliyoruz.

  if (Serial.find("OK")) {       // esp modülü ile bağlantıyı kurabilmişsek modül "AT" komutuna "OK" komutu ile geri dönüş yapıyor.
    Serial.println("AT+CWMODE=1"); // esp modülümüzün WiFi modunu STA şekline getiriyoruz. Bu mod ile modülümüz başka ağlara bağlanabilecek.
    delay(2000);
    String baglantiKomutu = String("AT+CWJAP=\"") + ag_ismi + "\",\"" + ag_sifresi + "\"";
    Serial.println(baglantiKomutu);
    delay(5000);
  }

  Serial.print("AT+CIPMUX=1\r\n");
  delay(200);
  Serial.print("AT+CIPSERVER=1,80\r\n");
  delay(1000);
}


void loop() {
  if (Serial.available() > 0) {
    if (Serial.find("+IPD,")) {
      String icerik = "<head> Wifi ile Kablosuz Motor ve Led Kontrolu </head>";
      icerik += "<br><a href=\" ?led=ac\"><button type='button'>LED AC</button></a> ";
      icerik += " <a href=\" ?led=kapat\"><button type='button'>LED KAPAT</button></a>";
      icerik += "<br><br><a href=\" ?aksiyon=motor\"><button type='button'>MOTOR</button></a>";

      String gonder = "AT+CIPSEND=0," + icerik.length() + "\r\n";
      Serial.print(gonder);
      delay(500);
      // CIPSEND ile ESP Sunucumuza data gönderimini başlatıyoruz.
      // AT+CIPSEND=0, 140
      // 0. iletim, 140 karekter gibi..

      Serial.println(icerik);
      // yukarıdaki HTML sayfamızı gönderiyoruz.
      // Tarayıcıda adres satına 192.168.42.13 yazdıdığımızda, ESP karşımıza bu sayfayı sunacak.

      atraksiyonlar();
      // Loop'un içinde olduğu için, Emirlerinizi bekliyoruz merkez ;) modunda sürekli çalışıyor olacak

      Serial.println("AT+CIPCLOSE=0"); // Bağlantıyı kapat

    }
  }
}


void atraksiyonlar() {

  String gelen_istek = "";
  char okunan;
  while (Serial.available() > 0) {
    okunan = Serial.read();
    gelen_istek += okunan;
  }
  // Serialden bir şey okunana kadar While dönecek, okunan değeri "gelen_istek" değişkenine atayacak

  Serial.println(gelen_istek);
  if ((gelen_istek.indexOf(":GET /?led=ac") > 1)) {
    digitalWrite(13, HIGH);
    // LED AC butonuna basıldığında adres satırı 192.168.42.13/?led=ac şeklinde olacak, yani severa GET isteği gelecek
    // bunun içinde led=ac varsa ilgili pine elektrik gönderecek, bağlı olan bileşene (bu örnekte lede) güç verecek.
  }


  if ((gelen_istek.indexOf(":GET /?led=kapat") > 1)) {
    digitalWrite(13, LOW);
    // LED AC butonuna basıldığında adres satırı 192.168.42.13/?led=kapat şeklinde olacak, yani severa GET isteği gelecek
    // bunun içinde led=ac varsa ilgili pine elektrik gönderecek, bağlı olan bileşene (bu örnekte lede) güç verecek.
  }


  if ((gelen.indexOf(":GET /?aksiyon=motor") > 1)) {
    for (m = 0; m < 20; m++) {
      stepMotorumuz.step(1 * (birTuruKacAdimlaDonecek));
      // MOTOR butonuna basıldığında adres satırı 192.168.42.13/?aksiyon=motor şeklinde olacak, yani severa GET isteği gelecek
      // bunun içinde aksiyon=motor varsa step motorumuz 20 tur dönecek.
      // ters yönde dönmesi için -1 ile çarpabilirsiniz
    }
  }


}

 


Kaynak: sametsavas55 , instructables, coeleveld
Görsel: viktak